Terzi: En çok mülteci barındıran ülke Türkiye

Timur TARLIĞ/İZMİR, ()- İZMİR'de düzenlenen 'Hayat Heryerde Herkesin Hakkı' başlıklı sempozyumda konuşan Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Cem Terzi, Türkiye'nin 3.5 milyon Suriyeli ve 500 bin Iraklı ile dünyada en çok mülteci barındıran ülke konumunda olduğunu söyledi.
Halkların Köprüsü Derneği, Egede Barış ve İletişim Derneği ile Yunanistan’dan SYNYPARKSI Derneği, İzmir’de 'Hayat Heryerde Herkesin Hakkı' başlıklı sempozyum düzenledi. Tepekule Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen sempozyumun moderatürlüğünü Prof. Dr. Feride Aksu Tanık’ın yaptığı oturumda, Egede Barış ve İletişim Derneği Başkanı Bülent Tanık 'Bölgede ve Dünyada Barış', SYNYPARKSI Derneği Başkanı Stratis Pothas 'Yunanistan’da Mülteci Sorunu', Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Cem Terzi de 'Türkiye’de Mülteci Sorunu' başlıkları birer sunum gerçekleştirdi. Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Cem Terzi, rakamların sürekli değiştiğini ve bilgi kirliliği olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti:
"2011 yılından bu yana devam eden iç savaş ardından vekalet savaşı ve şimdi başka ülkelerin kendi ülkeleriyle dahil olduğu savaş 450 bin ölüme yol açtı. Seyreltilmiş atom bombası ve kimyasal silahların kullanıldığı her türlü savaş hukukunun hiçe sayıldığı ve rejimin kendi insanını katlettiği ve bir çok ülkenin kendi çıkarları için savaşı desteklediği, 3. Dünya savaşının provasının yapıldığı dehşet döneminden geçiyoruz. Bütün dünyayı kavuruyor bu dönem ve 10-15 yıl devam edeceği tahmin ediliyor. Suriye'den 4.5 milyon mülteci ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler'in başka ülkeye yerleştirdiği rakam 179 bin civarında. Asıl göçü komşu ülkeler alıyor. Mülteci nüfusunun büyük kısmını Türkiye barındırmaktadır. Türkiye'deki sayı 3 milyon civarında. Lübnan'da 1 milyon civarında mülteci oluyor. Nüfusuna oranladığınız da Lübnan'da her 4 kişiden 1'i mülteci."
Avrupa'nın yeterince mülteciye kapılarını açmadığını savunan Cem Terzi, şöyle konuştu:
"Avrupa'nın insan hakları kalesi, mülteciliğinin tanımlandığı ve korunmasına dair hakların yaratıldığı ikinci dünya savaşından sonra bir medeniyet olarak düşündüğümüzde kapılarını ve sınırlarını mültecilerini ne denli kapattığını ve bir mülteci daha almamak için politikalar oluşturduğu sayılarda görülüyor. Bu Suriye savaşının yarattığı ve Birleşmiş Milletler'in büyük insanlık trajedisi olarak nitelenebilir. 2015 yılından sonra Avrupa'ya ulaşmaya çalışanların sayısında artış oldu. 1 milyon insan, NATO'nun Avrupa Birliği'nin bütün bu devletlerin çabalarına rağmen çocuklarını yakınlarını eşlerini Ege'nin sularında bıraktı 5 bine yakın insan öldü ya da kayboldu. Ama 1 milyona yakın insan kendilerine karşı örülmüş bu duvarları aşarak sözde insan hakları kalesi Avrupa'ya ulaştı. AB Türkiye anlaşması, biz buna aslında dernek olarak ilk günden itibaren resmi insan kaçakçılığı diyoruz, AB, Türkiye'yi 3 milyar Euro bedelle açık hava insan hapishanesi olarak kiraladı. Bu insanların hiçbir suçu yoktur ama sanki suç işlemişler gibi başka ülkeye seyahati ellerinden alınmış statüsü olmadan, kalıcı oturma izni olmadan, çocuklarını okula göndermeden, 3 kuruş için günde 12 saat çalışarak yaşamak zorunda bırakılmış."
Türkiye'ye sığınan yabancıların ayrım yapılmadan vatandaşlığa alınması gerektiğini söyleyen Terzi, şöyle devam etti:
"Suriyeliler de dahil olmak üzere Türkiye'de yaşayan her yabancıya hiçbir ayrım yapılmadan, varlıklı Suriyeli'ye değil, eşini yitirmiş bir kadına ikinci bir eş olmasın diye, çocuk işçi olarak çalışan okula gidemeyen çocuklara, yaşlılara derhal vatandaşlık verilsin. Şu anda Türkiye'de 3.5 milyon Suriyeli ve 500 bin Iraklı ile dünyada en çok mülteci barındıran ülkeyiz. 260 bini AFAD ve Kızılay kampında. Diğerleri ülkenin geneline dağılmış durumdalar. Orta ve üst sınıf Suriyeliler dil bilenler kaçakçıya verecek parası olanlar gitti. Okuma yazma bilmeyenler, eşini ailesini yitirenleri, yaşlıları hastaları burada kaldı. Buradaki Suriyeli nüfusunun da böyle bir durumu vardır. 5 yıldır bu insanlar burada 200-250 bin bebek doğdu Türkiye'de. Bu bebeklerin ne Türkiye ne Suriye kimliği var. Savaşın en az 10-15 yıl daha devam edeceği uzmanlar tarafından ön görülüyor. Bu insanlar burada yaşayacak ve hayatlarını burada kuracaklar."
'TOPLUMSAL BAĞIŞLAMA KAPISINI AÇMAK GEREKİR'
Barış ve İletişim Derneği Başkanı Bülent Tanık ise barışı savaşla ilişkilendirmeden anlatmanın zor olduğunu belirterek, şunları söyledi:
"Barışın inşası da anlatmak kadar zor. Barış durumu hatta yalnızca çatışmasızlık hali bile herkes tarafından özlenen güzel bir durum. Günümüz dünyasında savaş meşrulaştırılması için özel çaba gösterilen bir iş. Bombalar Bağdat'a barış istikrar ve demokrasi götürebildi mi? Irak'taki ateş, Suriye'deki savaşla birleşip mezhep çatışmasına dönüşmedi mi? Tüm çevre ülkelere yayılmadı mı? Onca kabartılmış fetihçi iştaha rağmen savaş çığırtkanlığı barış savunucularının çabası sonucu açıktan yürütülemiyor. İktidar sorumluluğu yurttaşlarına ayrımsız onurlu bir yaşam güvenli iç huzurlu yaşam sağlamak demektir. En akıllıca yolu geçmişle barışmak, toplumsal bağışlama kapısını açmak. Etnik ve inanç çatışması yaratmadan güven ortamı yaratmak herkesin yararına olacaktır. Toplumsal barış Türk'ü ve Kürt'üyle, Sünni'si ve Alevi'siyle herkesin birlikte yaşama istemini yükseltmesiyle ötekinin acısını duyumsadığı ve kendi acısı gibi hissettiği barış ortamının yaratılmasıyla sağlanır. Ortak yarar çatışma ortamını sonlandırmaktan geçiyor."
'MÜLTECİ ÇOCUKLAR KORUNMALI'
SYNYPARKSI Derneği Başkanı Stratis Pothas da konuşmasında, "Derneğimiz, kurulduğundan bu yana 19 yıldır girişimlerini Ege'nin iki yakasında insanlar düzeyinde dostluk ve iş birliğinin geliştirilmesi mülteci ve sığınmacılara maddi ve manevi destek sağlanması konularında yoğunlaştırır. Tüm bu yıllar boyunca insani girişimlere az da olsa bizim de katkımız oldu. Kardeş oluşumumuz Ege Barış ve İletişim Derneği ile birçok kez ortak bildiriler yayınladık. Bunlardan biri Ege Denizi'nde yapılan askeri tatbikatlar ile ilgiliydi, sığınmacı ve mülteciler ile ilgili bildiriler yayınladık. İnanıyoruz ki toplum yaptığımız ortak inisiyatiflere sahip çıkar. Böylece yola devam edebiliriz. Bu doğrultuda tüm yeni fikirlere açık olacağız ve çalışmamızı sürdüreceğiz.  Halklarımız arasındaki barışın daimi kılınıp devamının getirilmesi için çalışmalıyız. İki taraf arasında kurulacak iletişimi zorlayacak konularda, vize ve ulaşım konularındaki zorlukların çözülmesi için baskı yapacak çalışmalar sürdürmeliyiz" dedi.
Sempozyumdan önce söz alan 24 yaşındaki Suriyeli Fewaz Hasan ve Suriyeli Kalp Damar Cerrahı Doktor Zaher Battah Türkiye'ye gelişlerini ve daha sonra yaşadıklarını anlattı.

FOTOĞRAFLI

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner63

banner62