<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>GazeteSes</title>
    <link>https://www.gazeteses.com</link>
    <description>GazeteSes</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteses.com/rss/bilim-teknoloji-saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 05 Apr 2026 16:47:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/rss/bilim-teknoloji-saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Bilim İnsanı Doç. Dr. Turhan Alçelik'ten Kanser tedavisinde başarılı sonuç...]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/turk-bilim-insani-doc-dr-turhan-alcelikten-kanser-tedavisinde-basarili-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/turk-bilim-insani-doc-dr-turhan-alcelikten-kanser-tedavisinde-basarili-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giresunlu hekim ve bilim insanı, Giresun eski Milletvekili Doç. Dr. Turhan Alçelik, kanser hastalığına yönelik uzun yıllardır yürüttüğü araştırmaların olumlu sonuçlar vermeye başladığını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaptığı bilimsel araştırmalarla dikkat çeken Giresunlu hekim ve bilim insanı, Giresun eski Milletvekili <strong>Doç. Dr. Turhan Alçelik</strong>, kanser hastalarına umut olacak sonuçlara ulaştı. <strong>Doç. Alçelik</strong>, uzun yıllardır yürüttüğü araştırmaların olumlu sonuçlar vermeye başladığını açıkladı.</p>

<p>Daha önce göz doktoru olması nedeniyle araç farlarının göz sağlığına etkilerine yönelik geliştirdiği buluşla Türkiye’nin yanı sıra Avrupa ve dünya gündeminde yer alan Doç. Dr. Alçelik, bu kez kanser alanında yürüttüğü bilimsel çalışmalarla dikkat çekti.</p>

<p>Kanserle ilgili araştırmaları hakkında kamuoyuna bilgi veren Alçelik, çalışmaların <strong>dört farklı üniversiteden</strong> Onkoloji, İmmünoloji, Onkogenetik, Onkoloji Cerrahisi, Biyoloji, Biyokimya, Kimya ve GETAT alanlarında uzman yaklaşık <strong>10 profesörün katılımıyla</strong> gerçekleştirildiğini ve <strong>15 yıl sürdüğünü</strong> belirtti. Araştırmaların hem insan kanser hücreleri üzerinde laboratuvar ortamında hem de doğrudan kanser hastaları üzerinde yapıldığı ifade edildi.</p>

<p><img alt="Ekran Resmi 2026 01 12 12.29.21" height="445" src="https://aydinsescom.teimg.com/aydinses-com/uploads/2026/01/ekran-resmi-2026-01-12-122921.png" width="650" /></p>

<p>Çalışmalarda, <strong>13 farklı doğal vitamin, mineral ve antioksidandan oluşan</strong>, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ruhsatlı bitkisel içerikli bir <strong>gıda takviyesinin</strong> kullanıldığı kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Bilimsel Raporlarla Desteklendi</strong></h3>

<p>Araştırma sonuçlarının <strong>TÜBİTAK</strong> ve <strong>Akdeniz Üniversitesi Kanser Araştırma Merkezleri</strong> tarafından raporlandığını belirten Doç. Dr. Alçelik, raporlara göre in vitro ortamda kanser hücrelerinin yüzde 90’ının öldüğünü, yüzde 95 oranında ise hücre çoğalmasının durduğunu, yani metastazın önlendiğini söyledi. Ayrıca sağlıklı hücreler üzerinde herhangi bir olumsuz yan etki tespit edilmediği bildirildi.</p>

<p>Araştırma sürecinde geliştirilen kürün <strong>2.000’den fazla kanser hastasında</strong> kullanıldığını ifade eden Alçelik, klinik sonuçların oldukça olumlu olduğunu vurguladı.</p>

<h3><strong>Yurt İçi ve Yurt Dışında Kullanılıyor</strong></h3>

<p>Araştırma raporlarının<strong> Cumhurbaşkanına</strong> sunulduğunu belirten Alçelik, ilgili makamların talimatları doğrultusunda çeşitli toplantılar ve çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Halen yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda kanser hastasının <strong>Kanser Destek Kürü'</strong>nü kullandığını kaydeden Alçelik, “Tedavi sonuçlarımız çok başarılı” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/turk-bilim-insani-doc-dr-turhan-alcelikten-kanser-tedavisinde-basarili-sonuc</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2026/01/docturan-alcelik.png" type="image/jpeg" length="43847"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Telefonundan ayrı kalma korkusu ruh sağlığını etkiliyor!]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nomofobinin, akıllı telefondan uzak kalma veya şarjın bitmesi düşüncesiyle ortaya çıkan derin bir kaygı olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun yıkıcı psikolojik sonuçları olabileceğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, giderek daha fazla kişiyi etkileyen nomofobi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'No mobile phone phobia' teriminden türetilen nomofobinin, yalnızca bir endişe değil, kişinin dış dünyayla bağının kopacağına dair derin bir korku içerdiğini vurgulayan Aydın, özellikle dijital dünyanın merkezinde yer alan gençlerde, sosyal medya kullanıcılarında ve kaygı eğilimli bireylerde nomofobinin daha yaygın görüldüğünü belirterek, 'Telefon artık sadece bir iletişim aracı değil; kimlik ve sosyal statünün bir parçası haline geldi' dedi.</p>

<p><strong>'BEYİN ŞARJ AZALMASINI TEHDİT OLARAK ALGILIYOR'</strong></p>

<p>Aydın, telefonun şarjı düştüğünde beynin bu durumu bir tehlike gibi algıladığını ve 'savaş ya da kaç' tepkisinin devreye girdiğini ifade ederek, kalp çarpıntısı, terleme, nabız artışı, titremenin yaşandığını kaydetti. Bu belirtilerin doğal stres tepkileri olduğunu belirten Aydın, bazı kişilerde nomofobinin 'hayali titreşim' gibi yanılsamalara bile yol açabildiğini aktardı.</p>

<p><img height="422" src="https://www.igfhaber.com/static/2024/07/21/1721125683-uzman-klinik-psikolog-cumali-aydin-1721569720-31-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Nomofobinin kronikleşmesi durumunda kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozduğunu ifade eden Aydın, uzun vadede şu risklerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>'Telefonla aşırı bağ kurmak, gerçek dünyadaki sosyal ilişkilerin zayıflamasına neden oluyor' diyen Aydın, şu konulara dikkati çekti:</p>

<p>'Sürekli gelen bildirimler, telefonun çekiciliğini artırarak ondan uzak durmayı zorlaştırır. Ayrıca, evde veya işte telefonun kullanılmaması gereken 'sınırlı bölgeler' belirlenmesi öneriliyor; örneğin yatak odasına telefon sokmamak gibi. Bu tür pratikler, kişinin telefondan bağımsız var olabileceğini ve şarjının bitmesinin bir felaket olmadığını fark etmesine yardımcı olur. Eğer bu alışkanlıklar yeterli olmazsa, bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemlerle bir uzmandan destek almak, nomofobinin altında yatan düşünce kalıplarını değiştirmede oldukça faydalı olabilir.'</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2025/12/telefonundan-ayri-kalma-korkusu-ruh-sagligini-etkiliyor.webp" type="image/jpeg" length="64541"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GEN, SUL-238'in Faz 1 klinik çalışması sonucunu açıkladı!...]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/gen-alzheimer-ve-diger-norodejeneratif-hastaliklar-icin-gelistirilen-sul-238in-faz-1-klinik-calismasindan-elde-edilen-yeni-olumlu-sonuclari-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/gen-alzheimer-ve-diger-norodejeneratif-hastaliklar-icin-gelistirilen-sul-238in-faz-1-klinik-calismasindan-elde-edilen-yeni-olumlu-sonuclari-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GEN, alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıklar için geliştirilen SUL-238'in Faz 1 klinik çalışmasından elde edilen yeni olumlu sonuçları açıkladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ACCESS Newswire / ANKARA (İGFA) - Faz 1 sonuçları, SUL-238'in güvenli, iyi tolere edilen, elverişli farmakokinetik profile sahip olduğunu ve yaşlı sağlıklı gönüllülerde yüksek BOS penetrasyonu gösterdiğini ortaya koyuyor; bu bulgular Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıklarda klinik gelişimin bir sonraki aşamasını destekliyor.</strong></p>

<p>GEN İlaç ve Sağlık Ürünleri A.Ş. (GENIL.IS), Türkiye'nin önde gelen uzmanlaşmış ilaç şirketi, ilk-in-sınıf, ağızdan uygulanan, mitokondri hedefli yeni ilaç adayı SUL-238'in yaşlı sağlıklı gönüllülerde güvenlik, tolere edilebilirlik ve farmakokinetik (PK) özelliklerini değerlendiren Faz 1 klinik çalışmasına ilişkin yeni olumlu sonuçları açıkladı. Bulgular bugün San Diego, Kaliforniya'da düzenlenen 18. Alzheimer Hastalığı Klinik Çalışmaları Kongresi (CTAD) kapsamında sunuldu.</p>

<p class="Default">SUL-238 başlangıçta Sulfateq tarafından keşfedildi ve daha sonra Sulfateq ve GEN'in ortak geliştirme çalışmalarıyla nörodejeneratif hastalıklara yönelik yeni bir tedavi olarak daha da ileri taşındı.</p>

<p class="Default">Bu Faz 1 randomize, çift kör, plasebo kontrollü çalışma, çoklu artan dozlarda (MAD) ağızdan uygulanan SUL-238'in güvenliliğini, tolere edilebilirliğini ve farmakokinetiğini ≥40 yaş sağlıklı kadın ve erkek gönüllülerde değerlendirdi. Çalışmada 14 günlük tedavi dönemi ve dozlamanın ardından 14 günlük güvenlilik takip süresi olan iki kohort yer aldı. Her bir kohorta 15 sağlıklı yetişkin 2:1 oranında SUL-238 veya plasebo almak üzere randomize edildi. Toplam günlük SUL-238 dozu: birinci kohortta 4000 mg (2000 mg günde iki kez), ikinci kohortta 4500 mg (1500 mg günde üç kez) olarak uygulandı. Her iki kohortta da SUL-238 çoklu dozlamada mükemmel bir güvenlilik ve tolere edilebilirlik profili gösterdi; ayrıca elverişli PK özellikleri ve yüksek beyin omurilik sıvısı (BOS) penetrasyonu sergileyerek Alzheimer ve Parkinson dahil nörodejeneratif hastalıklarda ileri klinik gelişim için güçlü bir aday olduğunu ortaya koydu.</p>

<p class="Default"><strong>Temel Bulgular</strong></p>

<p class="Default">Her iki grupta güvenlik:</p>

<ul>
 <li class="Default">Fiziksel ve nörolojik muayenelerde, hayati bulgularda, EKG'de ve klinik laboratuvar sonuçlarında klinik açıdan anlamlı değişiklik gözlenmedi.</li>
 <li class="Default">Yan etki (AE) oranları SUL-238 ve plasebo alan katılımcılar arasında benzerdi.</li>
 <li class="Default">Tüm yan etkiler hafif şiddetteydi veya SUL-238 ile ilişkili olmadığı değerlendirildi.</li>
</ul>

<p class="Default"><strong>Birinci Gruptaki PK verileri (2000 mg b.i.d.):</strong></p>

<ul>
 <li>SUL-238 hızla emildi; maksimum plazma konsantrasyonuna (Tmax) ulaşma süresi:<br />
 1.25±0.54 saat (1. gün), 1.50±0.53 saat (14. gün)</li>
 <li>Ortalama terminal eliminasyon yarı ömrü (t1/2):<br />
 3.50±1.06 saat (14. gün)</li>
 <li>Ortalama çukur plazma konsantrasyonu (Cmin):<br />
 39.23±24.31 ng/mL (8. gün)<br />
 41.49±18.20 ng/mL (14. gün)</li>
</ul>

<p class="Default"><strong>İkinci Gruptaki PK verileri (1500 mg t.i.d.):</strong></p>

<ul>
 <li>Tmax değerleri:<br />
 0.95±0.16 saat (1. gün), 1.00±0.00 saat (14. gün)</li>
 <li>t1/2:<br />
 3.74±1.84 saat (14. gün)</li>
 <li>Ortalama çukur plazma konsantrasyonu:<br />
 57.98±31.08 ng/mL (8. gün)<br />
 60.63±64.14 ng/mL (14. gün)</li>
</ul>

<p class="Default">GEN Yönetim Kurulu Başkanı Abidin Gülmüş, 'SUL-238'in Faz 1 denememizde elde ettiğimiz bu yeni olumlu sonuçlar bizi büyük ölçüde motive ediyor. Bu sonuçlar, Alzheimer hastalığının biyolojik temellerine yönelik önemli bir ilerlemeyi temsil ediyor.' şeklinde konuştu.</p>

<p class="Default">GEN Ar-Ge Başkan Yardımcısı Dr. Nadir Ulu 'Bu Çoklu Artan Dozlu Faz 1 çalışmasında SUL-238'in mükemmel güvenlilik ve PK profili, onu Alzheimer dahil nörodejeneratif hastalıklardaki kritik karşılanmamış ihtiyaçları hedefleyen ileri klinik geliştirme için son derece güçlü bir aday olarak konumlandırıyor.' dedi.</p>

<p class="Default"><strong>SUL-238 HAKKINDA</strong></p>

<p class="Default"><em>SUL-238, kış uykusundan ilham alınarak geliştirilmiş, mitokondrileri hedefleyen küçük moleküllerden oluşan yeni bir terapötik sınıfın ilk temsilcisidir. Mitokondriyal biyogenezi destekler, kompleks I/IV aktivasyonu yoluyla enerji üretimini optimize eder ve nörodejeneratif, kardiyovasküler, renal hastalık modellerinde ve hızlandırılmış yaşlanma çalışmalarında mitokondri fonksiyonunu artırır. Kan-beyin bariyerini geçebilme yeteneğine sahiptir ve kapsamlı preklinik ile Faz 1 güvenlilik çalışmalarından geçmiştir. GEN, SUL-238'in nörodejeneratif hastalıklara yönelik kullanım hakkını Sulfateq B.V.'den lisanslamıştır.</em></p>

<p class="Default"><strong>GEN HAKKINDA</strong></p>

<p class="Default"><em>1998 yılında kurulan GEN, Türkiye'nin lider uzman ilaç şirketidir. Çoklu terapötik alanlarda yenilikçi tedaviler geliştirmeye odaklanan şirket, güçlü Ar-Ge yatırımları ve küresel iş birlikleriyle dünya çapında sağlık çözümlerini ileri taşımaktadır. GMP sertifikalı üretim tesisinde yüksek kaliteli ve rekabetçi ürünler geliştiren GEN, iki özel Ar-Ge merkeziyle özgün ilaç geliştirme çalışmalarını sürdürmektedir.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="Default"><strong>SULFATEQ HAKKINDA</strong></p>

<p class="Default"><em>Sulfateq B.V., akademik ve endüstriyel araştırma merkezleriyle stratejik iş birlikleri yürüterek yenilikçi ilaçların erken geliştirilmesini hızlandıran Hollanda merkezli bir biyoteknoloji şirketidir. Şirket, mitokondri sağlığını korumayı hedefleyen SUL bileşik sınıfının geliştiricisidir.</em></p>

<p class="Default"><strong>Daha fazla bilgi iç</strong><strong>in:</strong><br />
<a href="https://www.genilac.com.tr" rel="nofollow">www.genilac.com.tr</a><br />
<a href="https://www.sulfateqbv.com" rel="nofollow">www.sulfateqbv.com</a></p>

<p class="Default"><strong>KAYNAK:</strong> GEN İlaç ve Sağlık Ürünleri A.Ş.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/gen-alzheimer-ve-diger-norodejeneratif-hastaliklar-icin-gelistirilen-sul-238in-faz-1-klinik-calismasindan-elde-edilen-yeni-olumlu-sonuclari-acikladi</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2025/12/gen-alzheimer-ve-diger-norodejeneratif-hastaliklar-icin-gelistirilen-sul-238in-faz-1-klinik-calismasindan-elde-edilen-yeni-olumlu-sonuclari-acikladi.webp" type="image/jpeg" length="98261"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukların diş tedavisinde şeffaf plaklar dönemi]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/cocuklarin-dis-tedavisinde-seffaf-plaklar-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/cocuklarin-dis-tedavisinde-seffaf-plaklar-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) Ortodonti Uzmanı Doç. Dr. Bülent Çatalbaş, çocuklarda erken yaşta diş kontrollerinin önemine dikkat çekerek, yeni nesil ortodontik tedavi yöntemlerinden biri olan şeffaf plakların, hem estetik hem de hijyenik avantajlarıyla öne çıktığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>BURSA (İGFA) - Sağlıklı ve düzgün dişlere sahip olmanın sadece estetik bir konu olmadığını belirten Ortodonti Uzmanı Doç. Dr. Çatalbaş, 'Erken yaşlarda dişlerdeki çapraşıklıklar veya çene darlıkları fark edilmediğinde, bu durum ilerleyen yaşlarda hem konuşma hem de özgüven üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor. Özellikle 6-12 yaş arası, diş gelişimi açısından en kritik dönemdir' dedi.</p>

<p style="text-align:start">Çocuklarda 6-8 yaş aralığında süt dişlerinin dökülüp kalıcı dişlerin sürmeye başladığını hatırlatan Doç. Dr. Bülent Çatalbaş, bu dönemde düzenli diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti ve 'Bu yaşlarda dişlerdeki boyut uyumsuzlukları ve çapraşıklıklar erken fark edilirse, kısa sürede ve kolayca müdahale edilebilir. Ayrıca parmak emme veya ağızdan nefes alma gibi alışkanlıklar da üst çene darlığına yol açabileceği için mutlaka takip edilmelidir' şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align:start"><strong>'TELLERİN YERİNİ ŞEFFAF PLAKLAR ALIYOR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:start">Ortodonti tedavilerinde uzun yıllar boyunca metal teller ve akrilik apareylerin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Bülent Çatalbaş, bu yöntemlerin bakım zorlukları, kopma ve batma gibi sorunlar nedeniyle çocuklar için zaman zaman tedavi motivasyonunu düşürdüğünü söyledi.<br />
Ancak gelişen teknolojiyle birlikte şeffaf plakların devreye girdiğini belirten Çatalbaş, bu yöntemin hem çocuklar hem de ebeveynler için büyük kolaylık sağladığını kaydetti.</p>

<p style="text-align:start">Doç. Dr. Bülent Çatalbaş açıklamasına, 'Şeffaf plaklar her hafta yenilenen setlerden oluşuyor. Bu sayede hastalarımız her defasında temiz, hijyenik ve estetik bir plakla tedaviye devam edebiliyor. Ayrıca yemek yerken çıkarılabilmeleri ve ağrısız oluşları, çocukların tedaviye uyumunu son derece artırıyor' sözleriyle devam etti.</p>

<p style="text-align:start">Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) Ortodonti Uzmanı Doç. Dr. Bülent Çatalbaş son olarak çocukların sağlıklı ve özgüvenli bir gülümsemeye sahip olabilmeleri için düzenli ortodonti kontrollerinin şart olduğunu vurguladı ve 'Çocuklarımız geleceğimiz. Onları sağlıklı, mutlu ve özgüvenli bireyler olarak yetiştirmenin yollarından biri de güzel bir gülüş kazandırmaktır. Şeffaf plaklar, bu hedefe ulaşmada modern ortodontinin en büyük yardımcılarından biri haline geldi' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/cocuklarin-dis-tedavisinde-seffaf-plaklar-donemi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 09:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2025/11/cocuklarin-dis-tedavisinde-seffaf-plaklar-donemi.webp" type="image/jpeg" length="93967"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyaliz hastalarında yanlış beslenme kalbi tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/diyaliz-hastalarinda-yanlis-beslenme-kalbi-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/diyaliz-hastalarinda-yanlis-beslenme-kalbi-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Böbrek Vakfı (TBV), yaz aylarında hemodiyaliz hastalarının artan meyve ve sebze tüketimine bağlı olarak karşılaşabilecekleri sağlık risklerine dikkat çekti.İ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>STANBUL (İGFA) - </strong>Hemodiyaliz tedavisi alan son dönem kronik böbrek yetmezliği hastalarının tedavi planları, düzenli diyalize girilmesi, düzenli ilaç kullanımı ve hastalıklarına uygun beslenme ile oluşuyor. Söz konusu planda hastaların en çok zorlandığı nokta ise çoğunlukla ‘hastalığa uygun beslenme’ oluyor.</p>

<p>Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, yaz mevsiminde hemodiyaliz hastalarının beslenme konusunda daha dikkatli olması gerektiğini belirterek, “40 yıldır olduğu gibi, toplum sağlığı adına koruyucu hekimlik çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz” dedi.</p>

<p><img height="1000" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/27/tbv-baskani-timur-erk-1751016157-339-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>Erk, vakfa bağlı 3 diyaliz merkezinde hem hastalara hem de yakınlarına yönelik bilgilendirme faaliyetlerinin sürdüğünü belirtti. “Mevsim geçişlerinin etkilerini en aza indirmek için sosyal medya yayınlarımızda böbrek sağlığına geniş yer veriyoruz. Hastalarımızla bir aile gibiyiz ve onların fiziksel ve ruhsal sağlığı bizim için öncelikli” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, hemodiyaliz hastalarının beslenme planlarını doktor ve diyetisyen gözetiminde, mevsim şartlarına uygun şekilde sürdürmeleri gerektiğini belirtti. Aydın, “Kan potasyum, fosfor ve albümin değerleri doğrudan beslenmeyle ilişkilidir. Yazın artan meyve-sebze tüketimi, potasyum seviyesini yükselterek kalp ritmi gibi hayati işleyişleri etkileyebilir” dedi. Sarı ve yeşil meyve-sebzelerin aşırı tüketiminin ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Aydın, mevsim geçişlerinde kan değerlerinin daha da hassaslaştığını ifade etti.</p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY"><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/27/gokcen-efe-aydin-1751016152-620-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">“<strong>SU TÜKETİMİ YAZ- KIŞ KONTROLLÜ OLMALI”</strong></p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">Hemodiyaliz hastalarında su tüketiminin önemi değinen Diyetisyen Gökçen Efe Aydın; “Su tüketimi, özellikle idrar çıkışı olmayan veya azalan hemodiyaliz hastaları için mevsimsel olarak farklılık gösterir. Yaz aylarında sıcaklıkların ve dolaylı olarak terleme miktarının artması, su ihtiyacında da artışa neden olur. Genellikle ihtiyaçtan daha fazla sıvı alınır ve iki diyaliz seansı arasında olması gerekenden daha fazla kilo ile diyalize girilir. Bu durum, vücutta ödem, yüksek tansiyon ve kalp sorunları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Kış aylarında ise su tüketimi daha kontrollü olmalı, ancak yine de vücuda yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Kışın hastaların su tüketimini ayarlamaları yaza göre çok daha kolaydır.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">TBV diyetisyen Gökçen Efe Aydın, hastalar için beslenme - kan değerleri ilişkisi ve karşılaşılan durumlara dair bilgi verdi:</p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">Kandaki potasyum seviyesinin yükselmesine bağlı olarak hastalarda; kalpte ritim bozukluğu, nefes darlığı, kaslarda güçsüzlük, ellerde - ayaklarda ani karıncalanma ile uyuşukluk ve kalp durması gibi tehlikeli durumlar görülebilir. Hemodiyaliz hastalarının kan potasyum değeri ilaçlar, beslenme ve diyet ile kısa sürede düşebilir. Hastalar düzenli bir tedavi ile potasyum yüksekliğine bağlı problemleri kısa sürede atlatabilir.</p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">Kandaki fosfor seviyesinin yükselmesine bağlı olarak hastalarda; kaslarda ve eklemlerde ağrı, kaşıntı, ciltte kuruluk, halsizlik ve kireçlenme gibi problemler görülebilir. Fosforun kontrol altına alınması için genellikle diyet düzenlemeleri ve fosfor bağlayıcı ilaçların uzun süreli kullanımını gerekir. Bu süreç, sabır ve düzenli takip ile fosfor seviyelerinin dengelenmesini sağlar, ancak tam denetim için daha fazla zamana ihtiyaç duyulabilir.</p>

<p></p>

<p align="JUSTIFY">Hemodiyaliz hastalarında albümin seviyesi, hem sağlık durumunun bir göstergesi hem de tedavi başarısını etkileyen önemli bir parametredir. Mevsimsel değişimler, beslenme alışkanlıklarını etkileyerek albümin seviyesinde de dalgalanmalara neden olabilir. Hemodiyaliz hastalarının en önemli albümin kaynağı olan yumurta akına beslenmelerinde mutlaka yer vermeleri gerekir. Fakat her gün yumurta tüketmek hastalarda bıkkınlığa sebep olabilir. Özellikle yaz aylarında havaların sıcak olması yumurta tüketirken hastaların daha da zorlanmalarına neden olabilir. Hastaların kan-albümin seviyelerini düşürmemek için kendilerini zorlamaları istenmelidir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/diyaliz-hastalarinda-yanlis-beslenme-kalbi-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Jun 2025 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2025/06/agency/igf/diyaliz-hastalarinda-yanlis-beslenme-kalbi-tehdit-ediyor.webp" type="image/jpeg" length="14186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Sağlıkta sınırları aşıyor... Sağlık Turizminde önemli gelişme!]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/turkiye-saglikta-sinirlari-asiyor-saglik-turizminde-onemli-gelisme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/turkiye-saglikta-sinirlari-asiyor-saglik-turizminde-onemli-gelisme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık turizmi son yıllarda büyük bir ivme kazanırken, bu büyümeyi ve sektörün potansiyelini gören Türkiye’de İş Dünyası dergisi, Liv Hospital ev sahipliğinde özel bir buluşmaya imza attı. “Sağlıkta Dünyaya Merhem Oluyoruz” başlığıyla düzenlenen etkinlikte, sağlık sektörünün öncü isimleri bir araya gelerek Türkiye’nin sağlık turizmindeki yol haritasını değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span><span>Sağlık turizmi son yıllarda büyük bir ivme kazanırken, Türkiye uluslararası arenada adından söz ettiren ülkelerden biri haline geldi. Bu büyümeyi ve sektörün potansiyelini gören Türkiye’de İş Dünyası dergisi, Liv Hospital ev sahipliğinde özel bir buluşmaya imza attı. “Sağlıkta Dünyaya Merhem Oluyoruz” başlığıyla düzenlenen etkinlikte, sağlık sektörünün öncü isimleri bir araya gelerek Türkiye’nin sağlık turizmindeki yol haritasını değerlendirdi.</span></span></strong></p>

<p><img alt="" height="387" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/Ekran_Resmi_2025-05-04_17.07.12.png" width="650" /></p>

<p><span><span><span style="color:#0d0d0d">Türkiye’de İş Dünyası dergisi, son dönemde iş dünyasının ilgiyle takip ettiği sağlık turizmi konusunu Nisan sayısında sayfalarına taşıdı. Sağlık turizminde Türkiye’nin hangi noktada olduğuna odaklanan Nisan sayısının lansmanı, Liv Hospital’ın ev sahipliğinde gerçekleşti. Etkinliğin açılış konuşmalarını Türkiye’de İş Dünyası Genel Yayın Yönetmeni Celal Toprak ve Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti üstlendi. Derginin sağlık turizmi konusunu odağına aldığını belirten Celal Toprak, Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık turizmine ilişkin yeni yürürlüğe giren yönetmeliği hatırlattı. Sağlık turizmi konusunda markalaşmanın önemine vurgu yapan Toprak, “Özellikle kalp cerrahisi, estetik operasyonlar ve diş tedavileri gibi alanlarda uluslararası alanda deneyim kazanmış sağlık profesyonelleri sayesinde Türkiye, hem Avrupa'dan hem de Ortadoğu'dan yoğun ilgi görüyor” dedi. </span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span style="color:red">“TÜRKİYE GÜCÜNÜN FARKINA VARDI”</span></span></span></strong></p>

<p><span><span>Açılış konuşmasına Liv Hospital’ın bugüne kadar fark oluşturan işler yaptığını anlatarak başlayan Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti, “Son günlerde sağlık turizmi büyük bir ivme kazandı ve Türkiye bu anlamda en güçlü ülkelerden biri haline geldi. Türkiye’de İş Dünyası dergisinin bu konuya el atması, ekonomisine ve geleceğine odaklanması bizim için çok büyük bir fırsat. Hastanemizde sizleri ağırlamak bizim için çok değerli. Sağlık turizmi Türkiye’de 2005 yılları gibi şekillenmeye başladı. Türkiye’de yavaş yavaş gücünün farkına vardı. Geçtiğimiz yıllar içerisinde tıp turizminde olağanüstü bir noktaya ulaştık. Dünyada Amerika’dan sonra en çok hasta kabul eden tıp turizminde önde gelen ülkeler var: Tayland, Hindistan, Meksika, Malezya. Ülkemiz ise bu anlamda beşinci sıraya yükseldi. 2024’te sağlık turizmi amacıyla 14 milyon insan sınır ötesi hareket etti. Aynı yıl Türkiye’ye ise 2 milyona yakın kişi sağlık turisti olarak geldi” diyerek ülkemizin sağlık turizmindeki konumunu rakamlarla dile getirdi. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" height="436" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/Ekran_Resmi_2025-05-04_17.07.28.png" width="650" /></span></span></p>

<p><span><span>Liv Hospital’ın da içlerinde olduğu bazı sağlık kuruluşlarının artık yerinde sağlık hizmeti üretimiyle ilgili gerçekleştirdiği çalışmalar olduğunu belirten İstiroti, “Yaklaşık 7-8 yıldır Türkiye'nin birkaç markası çeşitli ülkelerde sağlık işletmeciliği yapıyor. Biz de bunlardan biriyiz. Bu işletmecilik bize multicultural (çok kültürlü) hizmet verme bilinci ile başka sorumluluklar da yükledi. Burada oturttuğumuz süreçleri ve tıp hizmeti sunma anlayışını farklı ülkelerde de yapmaya gayret ederken gördük ki kazın ayağı aynı değil. İki yönlü hizmet vermeye çalışırken oralardaki insan yapısı, tıbbi hizmete yaklaşım, hizmet anlayışı öyle olmadığında markanın değerlerinin aynısını söz konusu ülkelere taşımak kolay olmuyor. Biz şu an Azerbaycan, Dubai, Macaristan, Kosova ve İngiltere’de hizmetlerimize devam ediyoruz. Her ülke ayrı bir hikâye” diyerek iki yönlü hizmet verme konusunda yaşanabilecek durumları anlattı. </span></span></p>

<p><strong><span><span><span style="color:red">&nbsp;“2025’TEN BEKLENTİMİZ BÜYÜK”</span></span></span></strong></p>

<p><span><span>Gelişen teknolojinin her sektörü olduğu gibi sağlık alanını da dönüştürdüğüne vurgu yapan Biruni Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Serap Kilerci Ulusal, yapay zekânın sağlık turizmine etkilerini şu sözlerle anlattı: “Yapay zekânın hayatımızda yer aldığı diğer alanlarda olduğu gibi sağlıkta da çok fazla yeri var. Biz teşhis ve tedavilerde yapay zekâyı kullanmaya başladık. Hem daha fazla hızlı hem hata payını neredeyse sıfıra indiren bir süreç yaşıyoruz.”</span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca Ulusal, Biruni Üniversitesi ve Hastanesi olarak sağlığa hem eğitim hem de hastalık tarafından hizmet verdiklerini ifade etti ve organizasyonun önemine dikkat çekti. Türkiye’nin sağlık turizminde hangi noktada olduğunu anlatan Ulusal, “Türkiye çok stratejik bir konumda. Ülkemiz gerek ülkelere olan yakınlığı gerekse bilim ve teknolojideki son yıllarda kat ettiği yollar ve fiyat avantajı ile ön plana çıkıyor. Türkiye’ye gelen kişiler aynı zamanda kültür turizmi de yapmış oluyor. Bu anlamda 2025’te sağlık turizminden çok daha büyük beklentilerimiz var. Çünkü sadece sağlık turizmi değil aynı zamanda eğitim kısmına da yön verdik. Ayrıca küresel rekabet konusunda Hindistan örnek veriliyor. Nitekim Hindistan bizim için zorlayıcı bir pazar. Çünkü çok büyük bir fiyat avantajıyla karşımıza çıkan destinasyonlardan biri. Ama Türkiye’deki kaliteli hizmet anlayışını yakalayabileceğini düşünmüyorum. Bu bağlamda bizi yalnızca rakamsal zorlayacaktır” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Biruni Üniversitesi Hastanesi’nin uluslararası arenada da kendine bir yer edinme hedefi olduğunun da altını çizen Ulusal, “Teknoloji ve bilimi kullanarak günün son eğitim trendleriyle, son teknolojik gelişmelerle birlikte hastalarımıza sağlık hizmeti sunmak için ciddi bir çabamız var. 2025’teki hedefimiz sağlık turizminde sadece sağlık arayışı ile Türkiye’ye gelen kişilerin değil, ülkelerinde de sağlıklarını daha iyi şartlarda korumak isteyen insanlara hizmet götürmek. Sosyal sorumluluk projelerimizle ihtiyaç sahibi hastaların tedavilerine yardımcı oluyoruz. Özellikle onkolojik hastalarımıza ciddi katkımız oluyor. Bunun yanı sıra kronik hastaların takibinde de farklı projelerimiz var” diye konuştu. </span></span></p>

<p><strong><span><span><span style="color:red">“ÜLKEMİZİ MARKA HALİNE GETİRMELİYİZ”</span></span></span></strong></p>

<p><span><span>Etkinliğin tıp dünyasını, akademiyi, iş insanlarını ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmesi sebebiyle önemli olduğunu dile getirerek sözlerine başlayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Server Sezgin Uludağ, “Gelişmekte olan bir ülkeyiz. Bu tip açılımlara ulaşmak istiyoruz. Çünkü küresel arenada ciddi bir pay var. Türkiye’nin sağlık turizmindeki potansiyelini düşündüğümüzde bu alanda kendimizi daha fazla geliştirmeliyiz. Devlet ve özel sektör iş birliği bu noktada önemli. Ülkemizi sağlık turizmi konusunda marka haline getirmemiz gerekiyor. Çünkü ülkemiz sağlık turizminde lider ülke olabilir” diyerek Türkiye’nin sağlık turizmi alanındaki potansiyeline değindi. </span></span></p>

<p><strong><span><span><span style="color:red">SEKTÖR LİDERLERİNİN GÖZÜNDEN SAĞLIK TURİZMİ</span></span></span></strong></p>

<p><span><span>Arnica Yönetim Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer, Türkiye’nin sağlık turizminde epey şanslı olduğu bir dönemden geçtiğini dile getirirken, Haver Farma Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Camcı ise 108 yıllık bir şirketin 50 yılına şahit olduğunu dile getirerek, “Yerli ilaç üreticilerinin <span style="background-color:#f9f7f7"><span style="color:black">reel büyümesi yüzde 53’de kalıyor. Hedefimiz bu rakamı daha da yukarılara taşımak” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span>Siser Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Ağaç, insan sağlığı için yaklaşık 30 yıldır çalıştıklarını dile getirerek, “İnsanları sağlığına kavuşturmak adına uzun yıllardır çalışıyoruz. Bu sektörün daha da yükseleceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İsmet Akkaya, işin hizmet tarafında olduklarının altını çizerek, ülkemizdeki sağlık çalışmalarının çok üst düzeyde olduğunu belirtti. Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Günay ise hizmet tarafında aktif olarak rol aldıklarını aktararak, “Sağlık turizmcileri ve hastanelerimiz bize hastaları sunuyorlar biz de onları en iyi şekilde tedavi etmeye çalışıyoruz ve tekrar ülkemizi seçmeleri için mutlu ediyoruz” dedi. </span></span></p>

<p><span><span>İstanbul Aile Hekimleri Derneği Başkan Yardımcısı Mustafa Emre Ulu, birinci basamak sağlık hizmetleri verdiklerine dikkat çekerek, “Öncelikli olarak kanser taramaları yapmaya çalışıyoruz. Ancak bu hastalıkları kamuda genel cerrahiye yönlendirirken çok zorlanıyoruz” diyerek bu kapsamda kamu-özel iş birliğinin olmasının çok önemli olduğuna dikkat çekti. </span></span></p>

<p><strong><span><span style="background-color:yellow"><span><span style="color:red">*ARA SPOT* (MERİ İSTİROTİ)</span></span></span></span></strong></p>

<p><span><span>MERİ İSTİROTİ: DÜNYADA AMERİKA’DAN SONRA EN ÇOK HASTA KABUL EDEN VE TIP TURİZMİNDE ÖNDE GELEN ÜLKELER VAR: TAYLAND, HİNDİSTAN, MEKSİKA, MALEZYA. ÜLKEMİZ İSE BU ANLAMDA BEŞİNCİ SIRAYA YÜKSELDİ. 2024’TE SAĞLIK TURİZMİ AMACIYLA 14 MİLYON İNSAN SINIR ÖTESİ HAREKET ETTİ. AYNI YIL TÜRKİYE’YE İSE 2 MİLYONA YAKIN KİŞİ SAĞLIK TURİSTİ OLARAK GELDİ” DİYEREK ÜLKEMİZİN SAĞLIK TURİZMİNDEKİ KONUMUNU RAKAMLARLA DİLE GETİRDİ.</span></span></p>

<p><strong><span><span style="background-color:yellow"><span><span style="color:red">*ARA SPOT* (SERAP KİLERCİ ULUSAL)</span></span></span></span></strong></p>

<p><span><span>SERAP KİLERCİ ULUSAL: YAPAY ZEKÂNIN HAYATIMIZDA YER ALDIĞI DİĞER ALANLARDA OLDUĞU GİBİ SAĞLIKTA DA ÇOK FAZLA YERİ VAR. BİZ TEŞHİS VE TEDAVİLERDE YAPAY ZEKÂYI KULLANMAYI BAŞLADIK. HEM DAHA FAZLA HIZLI HEM HATA PAYINI NEREDEYSE SIFIRA İNDİREN BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ. </span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/turkiye-saglikta-sinirlari-asiyor-saglik-turizminde-onemli-gelisme</guid>
      <pubDate>Sun, 04 May 2025 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2025/05/ekran-resmi-2025-05-04-170657.png" type="image/jpeg" length="86356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamilelikte varise dikkat!]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/hamilelikte-varise-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/hamilelikte-varise-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Oğuz Konukoğlu, hamilelik sırasında sık karşılaşılan varis sorunlarına dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Oğuz Konukoğlu, hamilelik sırasında sık karşılaşılan varis sorunlarına dikkat çekiyor. Hamilelikte vücuttaki fizyolojik değişikliklerin varis oluşumuna yol açabileceğini belirten Dr. Konukoğlu, bu süreçte kadınların varis riskini azaltmak için alabilecekleri önlemler hakkında bilgi veriyor.</p>

<h1>Varis Nedir?</h1>

<h1>Varisler, yüzeysel damarların genişlemesi ve kıvrımlı hale gelmesi sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Genellikle bacaklarda görülür ve bacaklardaki kanın kalbe geri dönmesini sağlayan kapakçıkların zayıflaması sonucu oluşur. Bu kapakçıklar doğru şekilde çalışmadığında, kan geriye doğru sızabilir ve damarların içinde birikerek genişlemelerine neden olabilir. Varisler genellikle estetik bir sorun olarak kabul edilse de, bazen ağrı, şişlik ve rahatsızlık gibi belirtilere de yol açabilir.</h1>

<h1>Hamilelikte Varislerin Oluşma Mekanizması</h1>

<p>Hamilelik sırasında vücutta birçok fizyolojik değişiklik meydana gelir. Bu değişiklikler, varislerin gelişmesine katkıda bulunabilir. Hormonal değişiklikler, kan hacminin artması ve rahmin büyümesi gibi faktörler, bacaklardaki kan dolaşımını zorlaştırarak varis oluşumunu tetikleyebilir. Ayrıca, genetik yatkınlığı olan kadınlarda varis riski daha yüksektir.<br />
<br />
<img alt="" height="511" src="https://gazetesescom.teimg.com/gazeteses-com/uploads/2024/09/dr-oguz-konukoglu.jpg" width="908" /></p>

<h1>Risk Faktörleri</h1>

<p>Hamilelikte varis gelişimini artıran bazı risk faktörleri şunlardır:<br />
<br />
- Yaş: İleri yaşta hamile kalmak, varis riskini artırır. Damarlar yaşla birlikte elastikiyetini kaybedebilir, bu da varis oluşumuna yatkınlığı artırır.<br />
- Aşırı Kilo: Hamilelikte aşırı kilo alımı, bacak damarları üzerindeki baskıyı artırarak varis gelişimine katkıda bulunabilir.<br />
- Çoğul Gebelik: İkiz veya daha fazla bebeğe hamile olan kadınlarda varis riski daha yüksektir. Bu, artan kan hacmi ve rahmin daha fazla büyümesi nedeniyle oluşur.<br />
- Ayakta Durma: Uzun süre ayakta durma, bacaklardaki damarların kanı kalbe geri taşımasını zorlaştırarak varis riskini artırabilir.</p>

<h1>Belirtiler ve Komplikasyonlar</h1>

<p>Varislerin belirtileri genellikle kozmetik sorunlar olarak kabul edilse de, bazı durumlarda ağrı, şişlik, kaşıntı ve cilt değişiklikleri gibi belirtilere neden olabilir. Ayrıca, tromboflebit ve nadir de olsa derin ven trombozu gibi ciddi komplikasyonlar da gelişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h1>Tedavi Seçenekleri</h1>

<p>Hamilelik sırasında varisler genellikle doğumdan sonra kendiliğinden düzelir. Ancak belirtileri hafifletmek için destek çorapları kullanımı, düzenli egzersizler ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi non-invaziv tedavi yöntemleri önerilebilir. Doğum sonrası düzelmeyen varisler için ise skleroterapi, lazer tedavisi veya cerrahi müdahaleler gibi daha ileri tedavi seçenekleri değerlendirilebilir.</p>

<p>Op. Dr. Oğuz Konukoğlu, varislerin erken teşhis ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini vurguluyor. Varis şikayetleri olan hamile kadınların, tedavi ve önlem için mutlaka bir uzman hekime başvurmaları gerektiğini belirtiyor.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<strong>Op Dr. Oğuz Konukoğlu Hakkında</strong><br />
<br />
1980 yılında İstanbul'da doğdu. İlk öğrenimini Gaziantep Akyol İlköğretim Okulu'nda, orta öğrenimini Gaziantep Anadolu Lisesi'nde, lise öğrenimini Gaziantep Vehbi Dinçerler Fen Lisesi'nde tamamladı. 2005 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olarak Tıp Doktoru ünvanı aldı.</p>

<p></p>

<p>2006 yılında İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde uzmanlık eğitimine başladı. 2011, 2012 ve 2014 tarihinde düzenlenen ISHLT(Uluslararası Kalp Akciğer Nakli Derneği) toplantılarına katıldı. 2013 yılında Berlin Herzzentrum Kliniğinde düzenlenen Yapay Kalp Destek Sistemleri eğitimine katıldı. Uzmanlık eğitiminin 5 yılında Koşuyolu Kalp Nakli ekibinde aktif olarak çalıştı. 2013 yılında uzmanlık eğitimini tamamlayarak Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı ünvanını aldı.</p>

<p></p>

<p>2013-2014 yıllarında mecburi hizmetini Sağlık Bakanlığı Kilis Devlet Hastanesi'nde tamamladıktan sonra 2 yıl Florence Nightingale hastanesinde Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı olarak çalıştı. 2017 Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesinde göreve başladı. Y.Y.Ü. G.O.P. hastanesinin yanında 2024 yılında Carna Klinik’te de kurucu ortak olarak çalışmaya</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/hamilelikte-varise-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Sep 2024 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2024/09/hamile-varis-tedavisi.jpg" type="image/jpeg" length="87432"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mucize gibi; 14 Yıl sonra sağlığına kavuştu...]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/mucize-gibi-14-yil-sonra-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/mucize-gibi-14-yil-sonra-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni Yüzyıl Üniversitesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi, sağlık alanında verdiği hizmetlerle gündem oluşturmaya devam ediyor. 2 yaşından beri gördüğü tedaviler sebebiyle çocukluğunu hastanelerde geçiren Endam Küçük, Prof. Dr. Barış Malbora’nın uyguladığı tedaviyle sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi, sağlık alanında verdiği hizmetlerle gündem oluşturmaya devam ediyor. İstanbul'da hizmete başlayan ilk özel hastaneler arasında yer alan Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi'nde sağlık&nbsp; sektöründe çok sayıda öncülük yapılan tedavi yöntemleri dikkat çekti.</p>

<p>Gaziosmanpaşa Hastanesi örnek bir tedaviye daha öncülük yaptı. Yine bir genç gördüğü tedavi ile sağlığına kavuştu. 2 yaşından beri gördüğü tedaviler sebebiyle çocukluğunu hastanelerde geçiren Endam Küçük, Akranları kreşe ve okullara giderken, oyunlar oynarken Ailesi ve Endam kendisi sağlığına kavuşacağı günlerin hayalini kuruyordu.</p>

<p><img alt="Ekran Resmi 2024 06 28 00.27.50-1" class="detail-photo img-fluid" src="https://gazetesescom.teimg.com/gazeteses-com/uploads/2024/06/ekran-resmi-2024-06-28-002750-1.png" / width="1072" height="708"></p>

<p>Ve işte beklenen o günler geldi Prof. Dr. Barış Malbora’nın uyguladığı tedaviyle Endam, sağlığına kavuştu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıbrıs’ta yaşayan 15 yaşındaki Endam Küçük, doğumundan itibaren kanama sorunlarıyla mücadele etti. Kıbrıs ve Türkiye dahil 14 yıl boyunca birçok doktora gitti. Bu dönemde Trombosit Fonksiyon Bozukluğu tespit edildi ve Glanzman Trombastenisi tanısı aldı. Tüm bu yıllar boyunca kanama sorunları nedeniyle aralıklı olarak trombosit alması gerekti. Bu hastalık ile açıklanamayacak ve Akdeniz Anemisi hastalığında olduğu gibi aralıklı olarak kansızlık nedeniyle kırmızı kan nakli olması gerekiyordu. Tüm bunlarla birlikte, yapılan tetkiklerde Akdeniz Anemisi tanısı tespit edilemiyordu. Her şeye rağmen maalesef kalıcı bir iyileşme sağlanamadı.</p>

<p>Endam, 14 yılın sonunda Türkiye’ye gelerek İstanbul’da Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’ndeki Kemik İliği Nakil Merkezi’nde görev yapmakta olan Prof. Dr. Barış Malbora’ya başvurdu ve anne-baba arasında akrabalık olduğu bilinen hastadan yapılan genetik analiz sonucunda daha önce tanısı konulan Glanzman Trombastenisi’ne ek olarak Konjenital Diseritropoetik Anemi ve Herediter Sferositoz tanılarını aldı. Bu üç hastalığın kesin tedavi yönteminin kemik iliği nakli olması nedeniyle aile içi doku uyumu analizleri yapıldı ve ablası Endam ile tam uyumlu olarak tespit edildi. Endam’ın ablasından yapılan başarılı kemik iliği nakli sonucu, Endam 15 yıldır mücadele ettiği 3 farklı kan hastalığından kurtuldu ve şu an herhangi bir kanama sorunu olmaksızın ve daha önceden aldığı kırmızı kanlara ihtiyaç duymaksızın yaşıtları gibi sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ediyor ve okuluna gidiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/mucize-gibi-14-yil-sonra-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 03:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2024/06/ekran-resmi-2024-06-28-002720-1.png" type="image/jpeg" length="45598"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyabette Göze dikkat!  Göz sağlığınız risk altında olabilir]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/diyabette-goze-dikkat-goz-sagliginiz-risk-altinda-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/diyabette-goze-dikkat-goz-sagliginiz-risk-altinda-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıksız beslenme, genetik gibi faktörlerin sonucunda ortaya çıkabilen diyabet yani şeker hastalığı, kan şekerinin kontrolsüz yükselmesidir. Uzun süre yüksek seyretmesi göz sağlığının da bozulmasına neden olmaktadır. Diyabet hastalarında en sık görülen göz sorunları nelerdir, diyabetik retinopati nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıksız beslenme, genetik gibi faktörlerin sonucunda ortaya çıkabilen diyabet yani şeker hastalığı, kan şekerinin kontrolsüz yükselmesidir. Uzun süre yüksek seyretmesi göz sağlığının da bozulmasına neden olmaktadır. Bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla 14 Kasım, şeker hastalığına odaklanan "Dünya Diyabet Günü" kabul edilmiştir. Aynı zamanda 14 Kasım, 1922 yılında insülini keşfeden Frederick Banting’in doğum günüdür. Peki, diyabet hastalarında en sık görülen göz sorunları nelerdir, diyabetik retinopati nedir?</p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden, Uzm. Dr. Samira Hagverdiyeva ‘diyabetin göz sağlığı’ üzerindeki etkilerini anlattı</p>

<p><strong>Diyabet hastalarında en sık görülen göz sorunları nelerdir?</strong></p>

<p>Diyabet, ilk dönemlerinde ve kan şekerinin çok yüksek olmadığı dönemlerde pek belirgin göz rahatsızlığı oluşturmaz; fakat kan şekerinin kontrolsüz yükselmesi ve uzun süre yüksek kalması durumunda bulanık görme, çift görme, çizgilerin eğilmesi, gözlüklerin yetersiz gelmesi gibi şikâyetlerle ilk belirtiler başlar. Diyabet hastalığının görme kaybı oluşturmadığı yani görme ile ilgili bir şikâyetin olmadığı dönemde fark edilmesi, hastalığın ilerlemesini önlemek açısından oldukça önemlidir.</p>

<p><strong>Diyabetik retinopati nedir?</strong></p>

<p>Diyabetik retinopati, 20-74 yaş aralığında görme kaybının önde gelen nedenlerinden biridir. Kan şekerinin yüksek seyretmesi, görme tabakası olarak bilinen gözün retina tabakasındaki damarların tamlığının bozulmasına neden olur. Damar yapısı bozulduğunda, göze gelen kan akımında aksaklık ve tıkanıklık oluşur. Bu da retina tabakasındaki görmeden sorumlu hücrelerin zarar görmesine, hasarlanan damarlardaki kan ve serumun damar dışına çıkarak görme merkezi olan sarı noktada ödem oluşturmasına neden olur. Göze gelen kan akımının uzun süre aksaması retina hücrelerinin besinsiz kalmasıyla sonuçlanır. Bu hücrelerin besinsiz kalması sonrasında göz içine bazı kimyasal maddeler salgılanır. Bu maddeler VEGF olarak adlandırılır ve göze gelen yetersiz kanı telafi etmek için yeni damar oluşumunu sağlar. Yeni oluşan damarlar da retinanın normal yapısını bozarak görme kaybının daha ciddi aşamalara ilerlemesine yol açar.</p>

<p><strong>Diyabetik retinopatinin belirtileri nelerdir?</strong></p>

<p>Diyabetik retinopati hastalarının en önemli şikâyeti az görmedir. Bazen ani gelişen göz içi kanamaya bağlı olarak da görmenin aniden kötüleşmesi ve örümcek ağı şeklinde uçuşmalar görülmesi de söz konusudur.</p>

<p>Uzun süredir diyabetiniz varsa siz de risk altındasınız</p>

<p>Diyabetik retinopatide en önemli risk faktörü hastalığın süresidir. Süre ne kadar uzunsa diyabete bağlı göz hastalığı gelişme riski o kadar yüksektir. Ayrıca kan şekeri seviyesinin ve kan yağlarının yüksek olması, kol tansiyonunun düzensiz seyretmesi, anemi, sigara kullanımı, diyabete bağlı böbrek sorunları, gebelik ve ergenlik gibi hormonal dalgalanmaların olduğu dönemler diyabetik retinopati gelişme riskini artırmaktadır.</p>

<p><strong>Diyabetinizi kontrol altında tutarak görme kaybını engelleyebilirsiniz?</strong></p>

<p>Diyabetin kontrol altında tutulması diyabetik retinopatinin önlenmesi açısından en değerli tedavidir. Sıkı diyabetik kontrole rağmen görmeyi tehdit eden ve azaltan diyabetik retinopati tablosu geliştiğinde zamanında tedavi edilirse görme korunabilir.</p>

<p><strong>Diyabet hastalarına göz muayenesi ne zaman ve hangi sıklıkta yapılmalıdır?</strong></p>

<p>Tip 1 diyabet hastalarında göz dibinde ilk lezyonlar diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra görülmeye başlanır; ancak tip 2 diyabet sinsi başlangıçlı olduğundan hastada diyabet başlangıcı tanı konmasından yıllar öncesidir. Bu nedenle tip 2 diyabetli hastalarda tanı konulur konulmaz ilk göz muayenesinin yapılması gerekmektedir. Çeşitli çalışmalarda bu durum değişse de yeni tanı konan tip 2 diyabetli hastaların %20’sinde diyabetik retinopati saptanabilmektedir.</p>

<p>Hastanın hiçbir şikâyeti yoksa bile yılda 1 kez göz dibi muayenesi tekrarlanmalıdır. Diyabetik retinopati saptananlarda ya da gebelik gibi özel durumlarda takip aralığı daha kısadır.</p>

<p><strong>Diyabetik retinopati teşhisi nasıl konulur?</strong></p>

<p>Damlalı detaylı göz ve göz dibi muayenesi yapılarak tanı kolaylıkla konulur. Hastalığın şiddeti, tedavi kararı ve sonraki dönemlerde takibini yapmak için ek testler gerekebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Diyabetik retinopati nasıl tedavi edilir?</strong></p>

<p>Diyabetik retinopatide hastalığın durumuna göre farklı tedavi seçenekleri uygulanabilmektedir. Genel olarak kullanılan tedavileri 3 ana başlıkta toplamak mümkün; argon lazer fotokoagülasyon, intravitreal enjeksiyonlar ve vitrektomi cerrahisi.</p>

<p>Lazer tedavisinin amacı, görmeyi başvurduğu düzeyde tutmaya çalışmaktır. Gerektiğinde birkaç seans uygulanır.</p>

<p>İntravitreal enjeksiyonlar tedavisinde göz içerisine anti-VEGF ilaçlar ve steroid uygulanmaktadır. Lokal anestezik damla uygulamasından sonra göz ve göz çevresi antiseptik bir solüsyonla temizlenir ve gerekli hazırlıklar yapılır. Daha sonra ince bir iğneyle gözün beyaz kısmından ilaç göz içine enjekte edilir. Görme merkezindeki ödem intravitreal enjeksiyonlar ile tedavi edilerek başarılı sonuçlar alınmaktadır. Hastaların en çok sorduğu soru tedavi sıklığı ve süresidir. Bu tedavi aylık olarak enjeksiyonlar şeklinde yapılmaktadır. Her hastaya ve ilaca göre tedavi sıklığı ve süresi değişebilmektedir.</p>

<p>Tedavi için geç kalmış ve tüm tedavilere rağmen ilerleme gösteren hastalarda ise vitrektomi cerrahisi uygulanmaktadır. Göz içindeki kanamaların ve çekinti yapan bantların temizlenmesi ve retinanın tekrar normal anatomik yapıya ulaştırılması hedeflenir. Ameliyat sırasında göz içerisine hava, silikon, gaz gibi tampon maddeler verilmesi gerekebilir.</p>

<p><strong>Diyabet hastalığının yol açtığı başka hastalıklar var mıdır?</strong></p>

<p>Diyabet hastalığının risk oluşturduğu bir diğer göz problemi göz tansiyonu olarak bilinen glokomdur. Özellikle tedaviye geç kalmış ileri evrelerde gelişen bir durum olduğundan, diyabet hastalarında gelişme olasılığı diğer kişilere göre iki kat daha fazladır. Katarakt oluşumu da diyabet hastalarında diğer bireylere göre daha sık görülür.</p>

<p><strong>Diyabet hastaları göz sağlığı için nelere dikkat etmelidir?</strong></p>

<p>Diyabet yani şeker hastalarının göz sağlığını korumak için dikkat etmeleri gereken en önemli husus uzun dönem kan şekerini (HbA1c) iyi kontrol etmeleridir. Bunun yanı sıra kol tansiyonu ve kan yağlarının iyi kontrolüyle birlikte stresten uzak kalarak yaşa uygun egzersiz ve yürüyüş yapılması yararlı olur. Ayrıca sigara ve vücuda zararı olan kimyasallardan uzak kalınmaya çalışılmalı; sağlıklı bir beslenme ve yaşam tarzının mutlak gereklilik olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>&nbsp;YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ GAZİOSMANPAŞA HASTANESİ HAKKINDA</strong></p>

<p>&nbsp;Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi, 1992 yılında bölgenin ilk özel yataklı sağlık kuruluşu olarak 24 saat uzman hekim kadrosuyla hizmet vermeye başlamıştır. 60.000 metrekare kapalı alanı, depreme dayanıklı akıllı bina teknolojisi, 12 ameliyathanesi, 350 yatak kapasitesi ile Türkiye’de ki öncü sağlık kuruluşlarından biridir. Bünyesinde barındırdığı Organ Nakil Merkezi ve&nbsp; Onkoloji Merkezi ile uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. 2008 yılından bu yana ISO 9001-2008 kalite belgesine sahip olan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi aynı zamanda JCI akreditasyonuna sahiptir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/diyabette-goze-dikkat-goz-sagliginiz-risk-altinda-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Dec 2023 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2023/12/ekran-resmi-2023-12-06-095933.png" type="image/jpeg" length="41093"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dikkat... Mevsim değişikliklerinde hastalıklardan korunmak için 10 öneri]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/dikkat-mevsim-degisikliklerinde-hastaliklardan-korunmak-icin-10-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/dikkat-mevsim-degisikliklerinde-hastaliklardan-korunmak-icin-10-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz mevsiminin bitmesiyle birlikte sonbahara doğru yol alıyoruz. Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıfp Fükültesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Gulnar Zeynalova ‘mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmak için 10 öneri’ de bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin bitmesiyle birlikte sonbahara doğru yol alıyoruz. Yavaş yavaş havanın serinliğini hissetmeye, yaprakların yeşilinin yerini sarı, turuncu, kırmızı gibi sonbahar renklerine terk ettiğini görmeye başladık. Hepimizin bildiği gibi mevsim değişikliği dönemleri ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış geçişlerindeki süreçlerdir. Bu süreçlerde gün ışığı, ultraviyole radyasyon, sıcaklık, yağış miktarı ve nem gibi doğal etmenlerde değişimler meydana gelir ve ayrıca bir bölgede yaşayan hayvan ve bitkilerin tümü de mevsimlerle birlikte değişim gösterir. Tüm bunlara paralel olarak bedenimiz çevresel bir faktör olan bu geçiş sürecinde yeni mevsim normallerine adapte olmaya çalışır ve bütün bunların bir sonucu olarak da çeşitli hastalıkların görülme sıklığında değişiklikler meydana gelir, hastalıklara yakalanma olasılığımız artar. Peki, mevsim değişimlerinden en çok kimler etkilenir, bu dönemde sağlığımızı korumak adına neler yapabiliriz, hastalıklardan nasıl korunabiliriz?</p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Gulnar Zeynalova ‘mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmak için 10 öneri’ de bulundu.</p>

<p><strong>Mevsim değişimlerinden en çok kimler etkilenir?</strong></p>

<p>Mevsimsel değişiklikler genellikle toplumdan edinilen birçok bulaşıcı hastalığı tetikler. Sıcaklık, güneş ışığı, yağmur, rüzgâr ve nem gibi mevsimsel ve çevresel faktörlerin değişmesi, bulaşıcı hastalıkların sayısının artmasıyla doğrudan ilişkilidir. Örneğin; havaların ısınmasına bağlı olarak mide-bağırsak problemlerinde artış beklenirken, havaların soğumasıyla virüs ve bakterilerin sebep olduğu mevsimsel grip bu havalarda artmaktadır.</p>

<p>Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler; 2 yaş altı çocuklar, 65 yaş üstü hastalar, gebeler, şeker, yüksek tansiyon, kalp-damar ve otoimmün hastalığı olan kişilerin bu faktörlerin etkisi ile mevsim geçişi hastalıklarına yakalanma olasılıkları daha yüksektir. Özellikle dirençli virüs ve bakterilere yakalanan bireylerde üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarını takiben ruhsal değişiklikler, kalp-damar, mide-bağırsak, kas-eklem, endokrin ve cilt hastalıkları tetiklenebilir.</p>

<p><strong>Mevsim değişikliklerinde yaşanan olumsuz belirtiler nelerdir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mevsim değişimiyle birlikte vücudumuz da bu farklılığa çeşitli tepkiler verebilir ve eğer önlem alınmazsa bazı hastalıklara yakalanma olasılığımız artar. Anksiyete, sinirlilik, duygu durum değişikliği, yeme bozuklukları, nefes darlığı, göğüste sıkışma, halsizlik, yorgunluk, nedeni belli olmayan kas ve eklem ağrıları, mide bulantısı, ishal, karın ağrısı, sabah uyanmakta zorluk, geceleri uyuyamama, burun akıntısı, geniz akıntısı, gözlerde veya kulaklarda kaşıntı, ciltte kızarıklıklar, soyulmalar, baş ağrıları, saç dökülmesi, tırnak kırılması gibi belirtiler mevsim geçişlerinde görülebilen belirtilere örnek olarak sayılabilir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/saYlYk111.jpg" /></p>

<p><strong>Mevsim değişikliğine bağlı olarak sık görülen hastalıklar hangileridir?</strong></p>

<p>Bulaşıcı hastalıklar kalabalık ortamları sever. Havaların soğumasıyla birlikte vatandaşlar zamanlarının çoğunu kapalı mekânlarda geçirir. Kalabalık, halka açık yerlerde ve kentsel toplu taşıma sistemlerinde yetersiz ve kötü tasarlanmış havalandırma havadaki patojenlere maruz kalmayı artırabilir. Misal; influenza virüsünün damlacıklar yoluyla bulaşması daha serin ve nemli mevsimlerde artar. Yine; gribal sendrom, farenjit, bronşit (viral veya bakteriyal enfeksiyonlara bağlı), mevsimsel alerjik rinit, pnömoni, tüberküloz, KOAH, alerjik astım, akut gastroenterit, gastrit, reflü hastalığı, baş ağrısı, duygu durum değişiklikleri, viral hepatitler, tiroid başta olmakla endokrin ve metabolizma hastalıkları, kalp yetmezliği, aritmiler, tansiyon değişiklikleri, cilt hastalıkları, romatizmal hastalıklar vb. hastalıklar mevsim değişimiyle artış gösteren rahatsızlıklara örnek olabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmak için bunları yapın!</strong></p>

<p>Bütün bu durum değişiklikleri ve belirtiler karşısında vücudun sağlam kalması için, bağışıklık sistemini desteklemek adına bazı önlemler almamız gereklidir. Peki, bu önlemler neler olabilir?</p>

<p><strong>Sağlıklı ve düzenli, ara öğünü kaçırmadan beslenin.&nbsp;</strong><br />
Bol su tüketin.<br />
Mineral ve vitaminden zengin mevsimsel sebze ve meyveleri tüketin.<br />
Sigara ve alkol başta olmak üzere zararlı alışkanlıklardan uzak durun.<br />
Düzenli uykunuzu alın. Melatonin hormonu, uyku düzenimizi düzenleyen bir hormondur. Vücudumuzdaki melatonin seviyesi, genellikle gece boyunca artar ve gündüzleri düşer. Melatonin, mevsimsel ritimlerle ilişkisi iyi bilinen güçlü bir hormondur ve gün ışığı miktarı konakçının fizyolojisini de etkileyerek bağışıklık sistemini ve dolayısıyla hastalık oluşumunu etkileyebilir.<br />
Temiz havada egzersiz, bol yürüyüş yapın.<br />
Aşılarınızı zamanında yaptırın.<br />
İyi havalanmış, temiz ortamlarda bulunun.<br />
Öksürürken, hapşırırken ağız ve burnunuzu kapatın, ellerinizi sıkça yıkayın, el dezenfektanları kullanın.<br />
Doktorunuza danışarak gerekirse gıda takviyeleri, çinko, propolis, kara mürver, C vitamini, vitamin D, magnezyum desteği alın. Örneğin; yapılan epidemiyolojik çalışmalar, D vitamini seviyeleri ile çeşitli bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığı arasında güçlü ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur.<br />
&nbsp;<br />
<strong>YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ GAZİOSMANPAŞA HASTANESİ HAKKINDA</strong></p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi, 1992 yılında bölgenin ilk özel yataklı sağlık kuruluşu olarak 24 saat uzman hekim kadrosuyla hizmet vermeye başlamıştır. 60.000 metrekare kapalı alanı, depreme dayanıklı akıllı bina teknolojisi, 12 ameliyathanesi, 350 yatak kapasitesi ile Türkiye’de ki öncü sağlık kuruluşlarından biridir. Bünyesinde barındırdığı Organ Nakil Merkezi ve &nbsp;Onkoloji Merkezi ile uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. 2008 yılından bu yana ISO 9001-2008 kalite belgesine sahip olan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi aynı zamanda JCI akreditasyonuna sahiptir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/dikkat-mevsim-degisikliklerinde-hastaliklardan-korunmak-icin-10-oneri</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2023/09/saglik22.jpg" type="image/jpeg" length="78781"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sepsis'te Saniyeler Bile Hayat Kurtarabiliyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/sepsiste-saniyeler-bile-hayat-kurtarabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/sepsiste-saniyeler-bile-hayat-kurtarabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yarattığı etkiler açısından ciddi bir toplumsal sorun olarak kabul edilen Sepsis nedeniyle tüm dünyada her 2,8 saniyede bir kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tuğhan Utku, “Dünyada her yıl yaklaşık 11 milyonu hayatını kaybediyor” diye konuştu. ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Sepsis konusunda farkındalık ve bakım konusunda büyük ilerleme kaydedilmesine rağmen sepsis, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yaygın ve az tanınan hastalıklardan biri olmaya devam ediyor. Bununla birlikte Sepsisin&nbsp;giderek artan oranda sağlık sistemi üzerinde olumsuz etkilerini hissettirdiğine işaret eden</em>&nbsp;<em>Anestezi ve Reanimasyon</em><em>&nbsp;Anabilim Dalı</em>&nbsp;<em>Yoğun Bakım Uzmanı</em><em>&nbsp;Prof. Dr. Tuğhan Utku, dünyada her yıl yaklaşık 11 milyon kişinin sepsis nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkat çekerek Dünya Sepsis Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu.&nbsp;</em></p>

<p>Yarattığı etkiler açısından ciddi bir toplumsal sorun olarak kabul edilen Sepsis nedeniyle tüm dünyada her 2,8 saniyede bir kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çeken&nbsp;Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi&nbsp;<em>Anestezi ve Reanimasyon</em><em>&nbsp;Anabilim Dalı</em>&nbsp;<em>Yoğun Bakım Uzmanı&nbsp;</em>Prof. Dr. Tuğhan Utku, “Dünyada her yıl yaklaşık 50 milyon sepsis vakası görülmekte olup ve bu vakaların yaklaşık 11 milyonu hayatını kaybediyor” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>Bu etkiler hem kişinin sosyal hayatını hem de sağlık sistemini olumsuz şekilde etkilediğini anlatan Prof. Dr. Tuğhan Utku, “Akut sağlık sorunları olarak özellikle yoğun bakım üniteleri üzerinde baskı oluştururken, ciddi pahalı bir yönetim süreci olduğu için sağlık ekonomisi üzerine yükü artmakta, tedavi süreci sonrasında dahi iş güç kaybı oluşturması nedeniyle de hastalanmış bireylerin üretim sürecine katılmasını etkilediğinden sosyal hayat olumsuz etkileri belirgin olmaktadır.” diye konuştu.<strong>&nbsp;</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/Sepsis_G__n___2023_5.jpg" /></p>

<p><strong>&nbsp;SEPSİS İÇİN BU UYARICI İŞARETLERE DİKKAT!</strong></p>

<p>Sepsisin belirtilerinin farklı zamanlarda ve çeşitli durumlarda ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Utku, sıklıkla solunum, gastrointestinal yani mide, bağırsak ve idrar yolları enfeksiyonları veya açık yara gibi hepimizin bildiği, yaygın ve önlenebilir enfeksiyonlara karşı vücudun verdiği aşırı tepki olarak ortaya çıktığını anlattı. Sepsisin ihmal edilmemesi ve acil olarak tedavi edilmesi gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Utku, “Tedavide her saniye çok önemlidir.</p>

<p>Sepsisin başlıca belirtileri arasında yer alan; vücut ısısındaki değişimler (ateş veya düşük sıcaklık), aşırı titreme ve kas ağrısı, konuşma bozukluğu ve zihin bulanığı, şiddetli nefes darlığı, 1 gün boyunca idrara çıkamama, ölecekmiş gibi hissetmek ve cildin beneklenmesi gibi durumlardan herhangi biriyle karşılaşılması durumunda acil olarak doktora başvurulmalıdır.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><img alt="" class="" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/Prof_Dr_Tu__han_Utku.jpg" style="width: 350px; height: 373px; float: right; margin: 9px;" /></p>

<p><strong>SEPSİSTE DOĞRU ZAMANLAMA HAYAT KURTARIYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sepsis konusunda farkındalığı artırmak amacıyla dünya genelinde yürütülen çalışmalarla erken ve hızlı tanıya dikkat çekildiğini söyleyen Prof. Dr. Utku,&nbsp;</p>

<p>“Bu yaklaşım sepsis için “it’s about time” (sepsiste herşey zamanla ilişkilidir) mottosu kullanılarak zamanlamanın ve erken tanının önemine işaret edilmeye çalışılıyor. &nbsp;Bununla birlikte “Say sepsis save lives /&nbsp;Sepsis Konuş, Hayat Kurtar söylemiyle de bu sorunun daha çok konuşulup tanınması. Toplumlar genelinde farkındalığın artırılması hedefleniyor.” Diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>GÖRÜNMEZ BİR DÜŞMAN ANTİMİKROBİYAL DİRENÇ</strong></p>

<p>Tedavi edilmeyen, edilemeyen enfeksiyonların sepsise neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Utku, “süper mikroplar olarak da bilinen bu ilaca dirençli mikroplar, şu anda milyonlarca insanı hayatı tehdit eden, tedavi edilemeyen bir enfeksiyon geliştirme riskiyle karşı karşıya bırakıyor” dedi. Sepsisin antimikrobiyal direncin neden olabileceği en önemli sağlık komplikasyonlarından biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Utku, bu ciddi konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Antimikrobiyal direnç sepsis tedavisine meydan okumaktadır. Daha fazla mikrop, enfeksiyonu tedavi etmek için kullanılan antimikrobiyal ilaçlara dirençli hale geldikçe, daha fazla insan sepsis geliştirme riski altındadır. Bu da önümüzdeki yıllarda önlem alınmadığı ve akıllı antibiyotik kullanımı daha da teşvik edilmediği, AMR ve sepsis konusunda halk bilinçlendirmediği müddetçe önemli bir risk olarak önümüzde durmaktadır. Antimikrobiyal direnç, yaygın tıbbi prosedürlerin (diş hekimi ziyaretleri, sezaryen (C-bölümleri), kalça protezleri, kemoterapi ve organ nakilleri) daha fazla enfeksiyon riski taşıyacağı anlamına gelir. Yani basit bir diş hekimi ziyareti sonrası sepsise açık hale gelebilir, hatta sepsisin ağır seyretmesi halinde can kaybı yaşabilirsiniz. Özellikle 60 yaş üstü bireylerin ve 1 yaştan küçük çocuklarımızın antibiyotik kullanımları konusunda AMR nedeniyle çok dikkatli olmaları, sepsis gelişmesi riskine bağlı olarak, çok daha önemlidir.”</p>

<p><strong>RİSK GRUBUNDAKİ KİŞİLERDE AŞILANMA HAYAT KURTARICI</strong></p>

<p>Herkesin sepsis olma olasılığı bulunmakla birlikte özellikle; kronik hastalığı olanlar, bir yaş altı çocuklar, 60 yaşın üstündeki yetişkinler, dalağı olmayanlar ve bağışıklık sistemi baskılanan kişilerin yüksek risk grubunda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Utku, “Özellikle pandemi sürecinde sepsis risk grubundaki kişilerin aşılanmaları hem Covid-19’a hem de ondan kaynaklanabilecek sepsis vakalarına karşı kıymetli bir önlem olmuştur.”</p>

<p><strong>HASTALARIN GEÇ KALMAMASI TEDAVİ BAŞARISININ TEMELİNİ OLUŞTURUYOR</strong></p>

<p>Sepsiste tedavinin başarısını belirleyen en önemli etkenleri; Erken klinik tanı, erken mikrobiyolojik tanı, erken yoğun bakım tedavisinin başlanması</p>

<p>,erken organ yetersizlik riskinin azaltılması, uygun rehabilitasyon ve uygun klinik takip olarak tanımlayan Prof. Dr. Tuğhan Utku, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında aynı mantıkla başarısız olunmasının nedenleri de tanımlanmış olmaktadır. Yoğun bakımlara sepsis hastaları geç gelmektedir. Tedavinin ana üssü olan yoğun bakım ünitelerine hastanın geç gelmesi başarının sırrı olan tüm basamakların gecikmesi anlamına gelmektedir.”</p>

<p><strong>SEPSİS SONRASINA DA DİKKAT EDİLMELİ!</strong></p>

<p>Sepsis zamanında tedavi edilse dahi sonrasına da dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Tuğhan Utku,&nbsp;Sepsis geçirdikten sonra yaşayanların %40’ının ciddi ve uzun süren etkiler altında kaldığını belirterek Post-sepsis sendromuna dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>Yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatırılan kişilerde ve uzun süre hastanede kalanlarda PSS'ye sahip olma riskinin daha yüksek olduğunu anlatan Prof. Dr. Utku, konuyla ilgili şu bilgileri verdi:&nbsp;</p>

<p>“PSS her yaştan insanı etkileyebilir. Bununla birlikte şiddetli sepsisten kurtulan daha yaşlı kişiler, kendi yaşlarındaki diğer kişilere göre uzun süreli bilişsel bozukluk ve fiziksel sorunlar açısından daha yüksek risk altındadır. Bununla birlikte post-sepsis sendromu (PSS), sepsisten kurtulanların %50'ye kadarını etkileyen bir durumdur; fiziksel ve/veya psikolojik uzun vadeli etkileri içerir. Uyumakta zorluk, ya uykuya dalmakta ya da uykuda kalmakta zorluk, yorgunluk, uyuşukluk, nefes darlığı, nefes almada zorluk, kas güçsüzlüğü veya eklem ağrısı, uzuvlarda şişlik, özellikle sepsisin ilk nöbetini takip eden ilk birkaç hafta ve aylarda tekrarlayan enfeksiyonlar, iştahsızlık, azalan organ fonksiyonu, örneğin böbrek, karaciğer, kalp, saç kaybı, deri döküntüsü yaşanabilecek fiziksel etkiler arasında yer alır. Bununla birlikte, Halüsinasyonlar, panik ataklar, kabuslar, azalan bilişsel (zihinsel) işlevsellik, benlik saygısı kaybı, depresyon, ruh hali dalgalanmaları, konsantrasyon zorluğu, hafıza kaybı ve travma sonrası stres bozukluğu da PSS’nin psikolojik veya duygusal etkileri arasında yer alıyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK, Sağlık-Eğitim</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/sepsiste-saniyeler-bile-hayat-kurtarabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2023/09/sepsis.jpg" type="image/jpeg" length="69721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Boyunuz mu kısa; Arttık boyunuzu 15 santim uzatabilirsiniz!]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/boyunuz-mu-kisa-arttik-boyunuzu-15-santim-uzatabilirsiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/boyunuz-mu-kisa-arttik-boyunuzu-15-santim-uzatabilirsiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden, Doç. Dr. Sinan Karaca ‘boy uzatma operasyonlarında son teknoloji Precice sistemi’ni anlattı. İsteyenin boyunun 15 santim uzatılabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boy uzunluğu, hem genetik sebeplerle beraber getirdiğimiz hem de çocukluk ve ergenlik çağında yaşanmış olan büyüme geriliği, beslenme yetersizliği başta olmak üzere pek çok sebeplerle tamamlanmamış olabilir; ancak şimdi tıp alanında gelişen teknolojiyle birlikte bunları bertaraf etmek ve kişinin boyunu 10-15 cm kadar uzatmak mümkün.</p>

<p>Üstelik kişinin boyunun uzaması, sosyal iletişimdeki gücüne ve kişisel özgüvenine de katkı sağladığı için hayattaki başarı oranı da olumlu etkilenmektedir.&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden, Doç. Dr. Sinan Karaca ‘boy uzatma operasyonlarında son teknoloji Precice sistemi’ni anlattı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boy uzatma işlemlerinde son teknolojilerden biri olan Precice sistemi bir ortopedik cerrahi yöntemdir. Bu ileri uzuv uzatma sistemi, boyuyla ilgili sorunu olan bireylere hayatlarını kökten değiştirecek bir imkân sunuyor.</p>

<p><strong>Boy Uzatma İşlemi Nasıl Gerçekleştirilir?</strong></p>

<p>Bu işlemde, bir cerrah tarafından kemiklerin içine bir intramedüller çivi yerleştiriliyor ve bu çivi bir uzaktan kumanda cihazıyla cerrah tarafından yönetilerek kemikleri kademeli olarak uzatıyor. Bununla birlikte, bu sürecin asıl gizemi vücudun doğal iyileşme mekanizmasında yatıyor. Kemikler uzadıkça aradaki boşluklar, vücut tarafından yeni kemik dokusu oluşumuyla dolduruluyor. Bir yandan da bu süreç, insan vücudunun mükemmelliğini gözler önüne seriyor.</p>

<p><strong>Hayatınızı Kökten Değiştiriyor...&nbsp;</strong></p>

<p>Aslında bu boy uzatma işlemi kaderini değiştirmek isteyenlere bir umut ışığı yakıyor. Bu işlemi yaptıran bireylerin sosyal yaşamını da kökten değişiyor. Bu işlemden sonra kişilerin özgüvenleri artıyor, toplum içinde daha aktif ve ön planda olmaya başlıyorlar, hatta hayata bakış açıları bile değişiyor. Boy kısalığı sebebiyle sıkıntı yaşayan bireyler işlerinde ve sosyal hayatlarında daha başarılı, mutlu ve üretken kişilere dönüşüyorlar.</p>

<p>&nbsp;<br />
Bütün bu faydaların yanında tabii ki bu işlemin belli bir ön değerlendirme aşaması da bulunuyor. Boy uzatma işlemi yaptırmak isteyen kişiler öncesinde detaylı bir kontrolden geçiriliyorlar. Eğer aday bu işlem için bütün şartları sağlıyorsa operasyon, uzman bir ortopedik cerrah tarafından gerçekleştirilebiliyor.</p>

<p>&nbsp;Hepimizin hayatında bedensel ya da ruhsal olarak baş edemediği sorunları, hastalıkları olabiliyor. Bazılarımız bu sorunları genetiğinde taşıyor, bazılarımız ise sonrasında kimi talihsizlikler neticesinde bütün bu zorluklarla baş etmek zorunda kalıyor. Boy uzatma teknolojisinin her geçen gün daha da ileriye gitmesi, günümüzde böyle bir işlemin boy kısalığı sebebiyle çeşitli sıkıntılar yaşayan tüm bireylere çözüm sunabilmesi çok büyük bir fırsat...</p>

<p><strong>YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ GAZİOSMANPAŞA HASTANESİ HAKKINDA</strong></p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi, 1992 yılında bölgenin ilk özel yataklı sağlık kuruluşu olarak 24 saat uzman hekim kadrosuyla hizmet vermeye başlamıştır. 60.000 metrekare kapalı alanı, depreme dayanıklı akıllı bina teknolojisi, 12 ameliyathanesi, 350 yatak kapasitesi ile Türkiye’de ki öncü sağlık kuruluşlarından biridir. Bünyesinde barındırdığı Organ Nakil Merkezi ve &nbsp;Onkoloji Merkezi ile uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. 2008 yılından bu yana ISO 9001-2008 kalite belgesine sahip olan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi aynı zamanda JCI akreditasyonuna sahiptir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/boyunuz-mu-kisa-arttik-boyunuzu-15-santim-uzatabilirsiniz</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Aug 2023 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2023/08/boyuzat.jpg" type="image/jpeg" length="31164"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak yaz günlerinde nasıl beslenilmeli? İşte 8 öneri!]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/sicak-yaz-gunlerinde-nasil-beslenilmeli-iste-8-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/sicak-yaz-gunlerinde-nasil-beslenilmeli-iste-8-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında yeme düzenimiz havaların ısınmasıyla birlikte değişebiliyor ve ufak farklılıklar ile yaz sıcaklarında sağlıklı beslenmek mümkün. Öyleyse bu sıcak havalarda nasıl beslenilmeli, nelere dikkat edilmeli?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin en sıcak zamanlarını yaşıyoruz. Tüm Türkiye genelinde sıcaklar iyice kendini göstermeye başladı. Bazılarımız bu sıcaklarla şehir hayatında baş etmeye çalışırken, bazılarımız da ya tatilde ya da gitmek için hazırlık yapıyor. Bütün bu süreçte de hem fazla kilolarımızdan kurtulmak hem de yazın bu en kavurucu zamanlarında zinde ve sağlıklı kalmak istiyoruz. Peki, bunun için neler yapmalı, nasıl beslenmeliyiz?</p>

<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Dyt. Benan Koç, ‘yaz aylarında sağlıklı beslenme’ ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı</strong></p>

<p>Yılın en yoğun tatil dönemlerinden birindeyiz. Kimimiz, tatilini açık büfe menülerinin akıllara zarar olduğu otellerde geçirmeyi tercih ediyor ve bu da aslında eğer dikkat etmezsek sağlığımızı olumsuz etkileyebilecek bir beslenme düzenine davetiye çıkarıyor. Diğer yandan da bazılarımız bu tatil dönemine fit girebilmek ya da kışın aldığı fazla kilolarından kurtulmak adına, hızlı kilo verme amaçlı, metabolizmalarında kalıcı hasar bırakabilecek popüler diyetlere yöneliyor. Bütün bunlarla birlikte, sağlıklı beslenmenin bir yaşam tarzı olduğunu unutmadan, buna göre hareket etmekte fayda var.</p>

<p><strong>Yaz aylarında yeme düzenimiz havaların ısınmasıyla birlikte değişebiliyor ve ufak farklılıklar ile yaz sıcaklarında sağlıklı beslenmek mümkün. Öyleyse bu sıcak havalarda nasıl beslenilmeli, nelere dikkat edilmeli?</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/Screenshot_1_1.jpg" /></p>

<p><strong>1. Sebze ve Meyveleri Mevsiminde Tüketin</strong></p>

<p>Düzenli tüketilen mevsim meyve ve sebzeleri, mineraller ve vitaminler bakımından folat (folik asit), antioksidan olarak görev alan A, C ve E vitaminleri, kalsiyum, potasyum, magnezyum ve posa içeriğiyle vücut direncini artırarak bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı korur ve obezite, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır.&nbsp;</p>

<p><strong>Yaz mevsimi meyveleri:</strong>&nbsp;Karpuz, kavun, şeftali, kiraz, üzüm, kayısı, incir, erik&nbsp;</p>

<p><strong>Yaz mevsimi sebzeleri:</strong>&nbsp;Domates, salatalık, patlıcan, kabak, biber, taze fasulye, semizotu, börülce</p>

<p>Günde en az 5 porsiyon (en az 400 g/gün) sebze ve meyve tüketilmeli, bunlardan en az 2,5-4 porsiyonu sebze, 2-3 porsiyonu meyve olmalıdır; fakat meyve tüketiminde aşırıya kaçmanın, içerdiği şeker nedeniyle kilo artışına neden olabileceği unutulmamalıdır, mutlaka porsiyon kontrolü sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>2.&nbsp; Su Tüketiminize Dikkat Edin</strong></p>

<p>Yazın bu kavurucu sıcaklarında vücudun terleme ile kaybettiği sıvı ve elektrolit miktarı, diğer mevsimlere göre daha fazladır. Su dengesinin sağlanmasının yaşamsal önemi vardır ve bu nedenle kilo başına 30-35 ml su tüketimi ihmal edilmemelidir. Su içmeyi sevmeyen bireyler yaz mevsiminde suyunu buz, nane, limon veya yaz meyveleri ile aromalandırarak tüketimini artırmayı deneyebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>3. Tatlı Tüketimi Azaltılmalı</strong></p>

<p>Tatlısız olmaz diyenlerdenseniz, tatlı tüketimini azaltmakla birlikte ağır şerbetli, tatlı şuruplu, çikolatalı tatlılar yerine mevsim meyveleri ile yapılmış tatlılar, sütlü tatlılar veya dondurma, haftada 1 kez porsiyon miktarına dikkat edilerek tüketilebilir. Ayrıca yazın gelmesiyle uzayan hoş sohbetlerin yanında tüketimi artan abur cuburlardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Rafine karbonhidrat ve sağlıksız yağlar içeren işlenmiş bu ürünlerin kalori miktarlarının yüksek olmasının yanında, aşırı tüketilen abur cubur kilo alımına sebep olabilir.</p>

<p><strong>4. Şekerli ve Gazlı Kalorili İçeceklerden Uzak Durun</strong></p>

<p>Yazın sıcağında serinlemek adına şekerli ve gazlı içecekler yerine maden suyu (limon veya meyve parçaları eklenmiş), soğuk taze sıkılmış meyve suları, nane dilimleri ilave edilmiş ayran, tatlandırıcı ile yapılmış limonata tercih edebilirsiniz. Yoğurt, kefir, kombucha gibi fermente gıdaları da beslenmenize eklemenizde fayda var; çünkü yeterli ve dengeli beslenme planınıza eklediğiniz probiyotikler bağışıklık sisteminizi destekler.</p>

<p><strong>5. Yağlı Yiyeceklerden Uzak Durun, Kızartma Yerine Izgara Gibi Sağlıklı Pişirme Yöntemlerini Tercih Edin</strong></p>

<p>Öğünlerde hafif yiyecekler tercih ederek, sindirimi zor olan baharatlı ve yağlı yiyeceklerden kaçınmalısınız. Yağsız ızgara protein türlerinin yanına mevsim yeşillikleri, salata türevleri, ızgara sebzeler, yoğurtlu mezeler ve zeytinyağlı sebzeler tercih edebilirsiniz. Açık büfe tatile giden bireyler kontrolsüz yeme davranışından kaçınmalı, porsiyon kontrollü sağlıklı beslenme modeli uygulamalıdır.</p>

<p><strong>6. Günlük Alınan Posa Miktarını Artırın</strong></p>

<p>Günlük alınan posa miktarını artırmak, yazın gelmesiyle oluşan sindirim sistemi rahatsızlıklarıyla baş etmek adına önem arz etmektedir. Beslenmenize tam buğday, kepek, çavdar ekmeği veya kepekli makarna ve buna ek olarak salata, sebze ve meyve ekleyerek günlük aldığınız posa miktarını artırabilirsiniz.</p>

<p><strong>7. Daha Çok Hareket Edin</strong></p>

<p>Gündelik hayatımızda yapacağımız küçük değişikliklerle fiziksel aktivitemizi artırabiliriz. Bu değişikliklerden bazıları; güneşin etkisinin azaldığı saatlerde hafif tempoda yürüyüşler yapmak veya sabahın ilk saatlerinde, sahilin sakinliğinde hafif tempoda yüzmek olabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>8. Uyku Düzeninize Dikkat Edin</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz akşamlarının canlı ve uzun olması ile uyku düzeni değişebiliyor. Yetersiz uyku, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açar ve bu yüzden 7-8 saat kadar uyumak bağışıklık sistemimiz için çok önemlidir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.medicaldunya.com/images/upload/Screenshot_2_3.jpg" /></p>

<p><strong>Yaz Mevsimi Örnek Beslenme Listesi</strong></p>

<p><strong>Kahvaltı:&nbsp;</strong>kabaklı omlet + 3 yemek kaşığı lor peyniri + söğüş (domates, salatalık) + mevsim yeşillikleri + 1 adet kepekli galeta</p>

<p><strong>Ara öğün:&nbsp;</strong>½ su bardağı süt ile yapılmış soğuk kahve</p>

<p><strong>Öğle:&nbsp;</strong>4-5 yemek kaşığı kırmızı meyveli müsli + 3-4 yemek kaşığı probiyotikli yoğurt&nbsp;</p>

<p><strong>Ara öğün:&nbsp;</strong>2 dilim karpuz + 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir<strong>&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Akşam:&nbsp;</strong>100-120 gram kadar yağsız ızgara tavuk veya et veya köfte + fırınlanmış mevsim sebzeleri veya çilekli semizotu salatası</p>

<p><strong>Ara öğün:&nbsp;</strong>1 avuç içi kadar çiğ kuruyemiş</p>

<p><strong><em><u>Not:</u></em></strong><em><u>&nbsp;Bu beslenme programı herhangi bir sağlık problemi olmayan bireyler için hazırlanmıştır. Lütfen 3 günden fazla uygulamayın ve herhangi bir sağlık probleminiz varsa mutlaka hekiminize danışın.</u></em></p>

<p><strong>MEVSİM MEYVELERİ İLE YAPABİLECEĞİNİZ DONDURMA TARİFİ:</strong></p>

<p>MALZEMELER:</p>

<ul>
 <li>1 avuç dondurulmuş muz</li>
 <li>1 avuç çilek veya ahududu (dilediğiniz mevsim meyvesi)</li>
 <li>yarım çay bardağı süt veya bitkisel süt</li>
 <li>fıstık ezmesi</li>
 <li>%80 kakao bitter çikolata veya stevialı</li>
</ul>

<p><strong>YAPILIŞI:</strong></p>

<p>Dondurulmuş meyveleri süt ile rondoda krema kıvamı alana kadar iyice çekiyoruz. Evde varsa dondurma kalıbına, yoksa yağlı kâğıt üzerine şekil vererek paylaştırıyoruz. Fıstık ezmesini ekliyoruz ve dondurucuda 3-4 saat kadar donduruyoruz. Daha sonra kalıplardan çıkartıp benmari şeklinde erittiğimiz bitter çikolatayı bardağa koyup çikolataya batırıyoruz. Bir süre daha dondurucuda bekletip tüketebilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/sicak-yaz-gunlerinde-nasil-beslenilmeli-iste-8-oneri</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Aug 2023 10:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2023/08/screenshot-94.jpg" type="image/jpeg" length="82868"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Magnezyum eksikliğinin 7 sonucu; Hangi gıdılarda magnezyum var?]]></title>
      <link>https://www.gazeteses.com/magnezyum-eksikliginin-7-sonucu-hangi-gidilarda-magnezyum-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteses.com/magnezyum-eksikliginin-7-sonucu-hangi-gidilarda-magnezyum-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında magnezyum eksikliği olarak bilinen hipomagnezemi, sıklıkta gözden kaçan bir sağlık sorunu olarak biliniyor. Düzenli olarak fındık, tohum, tahıl veya fasulye gibi bol miktarda magnezyum açısından zengin bütün yiyecekler yemeye özen gösterilmeli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halk arasında magnezyum eksikliği olarak bilinen hipomagnezemi, sıklıkla gözden kaçan bir sağlık sorunu olarak biliniyor. Sağlıklı beslenen çoğu insanın magnezyum eksikliği yaşadığının tahmin edildiğini ve yapılan çalışmalara göre bireylerin yüzde 75'inde önerilen alım miktarlarının karşılanmadığını söyleyen&nbsp;</strong><strong>Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu,&nbsp;</strong><strong>“Magnezyum eksikliği, çoğu zaman vücuttaki magnezyum seviyeleri oldukça düşük olana kadar kendini göstermediği için çok zor teşhis edilebilir. Magnezyum eksikliğinin nedenleri değişebilir. Yetersiz ve dengesiz beslenmek önemli bir unsur olmakla birlikte bazı hastalıklar nedeniyle de vücuttan magnezyum atımı ve magnezyum kaybı gerçekleşebilir. Magnezyum kaybıyla ilişkili sağlık sorunları arasında diyabet, zayıf emilim, kronik ishal, çölyak hastalığı ve kemik sendromu yer alıyor” dedi.&nbsp;</strong></p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, magnezyum eksikliğinin 7 önemli belirtisini paylaştı:</p>

<p><strong>1. Kas ağrıları&nbsp;ve kramplar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağrı, titreme veya kas krampları magnezyum eksikliğinin önemli belirtilerinden biri. Eksiklik, nöbetlere veya konvülsiyonlara da neden olabilir. Kullanılan magnezyum takviyeleri, yetersiz bireylerde kas seğirmelerini ve krampları hafifletebilirken, magnezyum takviyelerinin yaşlı erişkinlerde kas krampları için daha az etkili bir tedavi olabileceği bildiriliyor.&nbsp;</p>

<p>İstemsiz kas seğirmelerinin stres veya çok fazla kafein tüketmek gibi başka birçok nedeni de olabilir. Ayrıca bazı ilaçların yan etkisi,&nbsp;nöromiyotoni veya motor nöron hastalığı gibi nörolojik hastalıklar belirti olarak baş gösterebilir.&nbsp;Ara sıra seğirmeler normal olsa da belirtiler devam ederse doktora başvurulmalı.</p>

<p><strong>2. Ruhsal bozukluklar</strong></p>

<p>Zihinsel bozukluklar magnezyum eksikliğinin bir başka olası sonucudur. Bunlar zihinsel uyuşma veya duygu eksikliği ile karakterize olan ilgisizliği de içeriyor. Buna ek olarak, yapılan bazı çalışmalar düşük magnezyum düzeylerinin artmış depresyon riski ile ilişkili olduğunu kanıtlıyor. Yapılan çalışmalar magnezyum takviyelerinin anksiyete bozuklukları olan kişilerde etkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p><strong>3. Osteoporoz</strong></p>

<p>Osteoporoz, zayıf kemikler ve artmış kemik kırığı riski ile karakterize bir hastalık. Osteoporoz riski çeşitli faktörlerden etkilenir. Bunlar yaşlılık, egzersiz eksikliği ve&nbsp;D ve K vitaminlerinden eksiklik olarak sıralanabilir. Magnezyum eksikliği osteoporoz için bir risk faktörüdür. Eksiklik kemikleri doğrudan zayıflatabilir, ancak aynı zamanda kemiklerin ana yapı taşı olan kalsiyumunun da kan seviyelerini düşürebiliyor.</p>

<p><strong>4. Yorgunluk ve kas zayıflığı</strong></p>

<p>Fiziksel veya zihinsel yorgunluk ya da&nbsp;halsizlik ile karakterize edilen bir durum olan yorgunluk, magnezyum eksikliğinin bir başka belirtisi. Herkes&nbsp;zaman zaman yorulabilir. Bu tipik olarak, sadece dinlenmeniz gerektiği anlamına gelir. Bununla birlikte, şiddetli veya kalıcı yorgunluk bir sağlık sorununun işareti olabilir. Yorgunluk spesifik olmayan bir semptom olduğu için, başka semptomlar eşlik etmedikçe sebebini tanımlamak imkansızdır.</p>

<p>Magnezyum eksikliğinin başka bir önemli işareti de miyastenia ismiyle de bilinen kas zayıflığıdır. Bilim insanları, zayıflığın, magnezyum eksikliğiyle ilişkili bir durum olan kas hücrelerindeki potasyum kaybından kaynaklandığına inanıyorlar. Bu nedenle, magnezyum eksikliği yorgunluğun veya zayıflığın olası nedenlerinden biridir.</p>

<p><strong>5. Yüksek tansiyon</strong></p>

<p>Yapılan çalışmalar, magnezyum eksikliğinin kan basıncını artırabileceğini ve kalp hastalığı için güçlü bir risk faktörü olan yüksek tansiyonu artırabildiğini gösteriyor. Araştırmalarda&nbsp;düşük magnezyum seviyelerinin veya magnezyumdan yetersiz ve dengesiz beslenmenin&nbsp;kan basıncını artırabileceğini düşündürüyor. Bazı incelemeler, magnezyum takviyelerinin, özellikle yüksek tansiyonu olan yetişkinlerde kan basıncını düşürebileceği sonucuna varıyor. Özetlemek gerekirse magnezyum eksikliği kan basıncını, bu da kalp hastalığı riskini artırabilir.</p>

<p><strong>6. Astım</strong></p>

<p>Magnezyum eksikliği ciddi astımı olan hastalarda görülebilir. Ek olarak, astımı olan bireylerde magnezyum seviyeleri sağlıklı insanlardan daha düşük olma eğilimindedir. Bilim insanları, magnezyum eksikliği olduğu durumlarda&nbsp;akciğerlerin solunum yollarını kaplayan kaslarında kalsiyum birikmesine neden olabileceğini&nbsp;öne sürüyor. Bu da solunum yollarını&nbsp;daraltır&nbsp;ve nefes almayı zorlaştırır.</p>

<p><strong>7. Düzensiz kalp atışı</strong></p>

<p>Magnezyum eksikliğinin en ciddi belirtileri arasında kalp aritmisi veya düzensiz kalp atışı bulunuyor. Aritmi semptomları çoğu durumda hafiftir. Genellikle hiçbir semptomu yoktur. Bununla birlikte, bazı insanlarda, kalp atışları arasında duraklamalar olan kalp çarpıntısına neden olabilir. Magnezyum takviyeleri bazı aritmi hastalarında semptomları azaltabilir.</p>

<p><strong>Yeterli magnezyum nasıl alınır?</strong></p>

<p>Magnezyum açısından en zengin kaynaklar tohumlar ve fındıklardır ancak tam tahıllar, fasulye ve yeşil yapraklı sebzelerdir. 100 gram bademde 270 mg, kabak çekirdeğinde 262 mg, bitter çikolatada 176 mg, yer fıstığında 168 mg, patlamış mısırda 151 mg magnezyum bulunuyor. Bir avuç (28.4 gram) badem, günlük magnezyum alım miktarının yüzde 18'ini sağlıyor.&nbsp;</p>

<p>Diğer büyük kaynaklar arasında keten tohumu, ayçiçeği tohumu, chia tohumu, kakao, kahve, kaju fıstığı, fındık ve yulaf bulunuyor. Düzenli olarak fındık, tohum, tahıl veya fasulye gibi bol miktarda magnezyum açısından zengin bütün yiyecekler yemeye özen gösterilmeli.</p>

<p>Bu gıdalar diğer sağlıklı besin maddelerinden de yüksektir. Bu besinleri diyete&nbsp;eklemek yalnızca&nbsp;magnezyum eksikliği riskinizi azaltmakla kalmaz, öte yandan genel sağlığı da artırabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Bilim Teknoloji-Sağlık, Eğitim-Sağlık, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gazeteses.com/magnezyum-eksikliginin-7-sonucu-hangi-gidilarda-magnezyum-var</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 19:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetesescom.teimg.com/crop/1280x720/gazeteses-com/uploads/2023/07/drmuratatasoyu.jpg" type="image/jpeg" length="85173"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
