CHP'Yİ KİM YIPRATIYOR? CHP'NİN SONU NE OLACAK?

CHP'de neler oluyor. Partililerin partiyi bu kadar yıprattığı bölüp parçalamaya çalıştığı bir parti görülmamiştir bugüne kadar. CHP'yi parçalamak için bu işi iyi beceriyorlar.

Murat Aydın

Cumhuriyet Halk Partisi bugün tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. İktidarın yıprandığı, ekonominin toplum üzerindeki baskısının arttığı, seçmenin güçlü bir alternatif aradığı bir dönemde CHP'nin gündeminde ne ekonomi var, ne eğitim, ne hukuk, ne de dış politika...

CHP'nin gündeminde CHP var.

Üstelik bu durum sıradan bir parti içi tartışmanın çok ötesine geçmiş durumda. Disiplin soruşturmaları, ihraç talepleri, kurultay tartışmaları ve mahkeme kararları üzerinden yürüyen mücadele, partiyi iktidar alternatifi olmaktan çıkarıp kendi içine kapanan bir yapıya dönüştürme riski taşıyor.

Son olarak milletvekillerinin disipline sevk edilmesi, parti içinde yaşanan krizin artık siyasi rekabet boyutunu aşarak bir tasfiye sürecine dönüşebileceği endişelerini artırıyor.

Bugün dokuz milletvekili disipline gönderiliyorsa, yarın daha fazlasının gönderilmeyeceğini kim söyleyebilir?

Bugün parti yönetimini eleştirenler hedef alınıyorsa, yarın farklı düşünen herkesin disiplin tehdidiyle karşılaşmayacağını kim garanti edebilir?

Daha da önemlisi...

Bugün kamuoyunda konuşulan senaryoların merkezinde artık yalnızca milletvekilleri değil, doğrudan Genel Başkan Özgür Özel bulunuyor.

Siyasette bazen gerçeklerden çok oluşan algılar belirleyici olur. CHP tabanında ve kamuoyunda oluşan algı ise giderek netleşiyor:

Parti, iktidara karşı mücadele etmek yerine kendi evlatlarıyla hesaplaşıyor.

Bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu'nun tutumu da ciddi şekilde sorgulanmayı hak ediyor.

Kılıçdaroğlu'nun yıllarca savunduğu demokratik siyaset anlayışı, parti iradesi ve örgüt kararlarına saygı ilkeleriyle bugün ortaya çıkan tablo arasında büyük bir çelişki bulunuyor.

Kurultayda delegelerin oylarıyla görevi devreden bir genel başkanın, daha sonra ortaya çıkan "mutlak butlan" tartışmalarını siyasi meşruiyet zemini olarak kabul etmesi CHP açısından tarihi bir hata olarak değerlendirilecektir.

Çünkü siyaset mahkeme salonlarında değil, sandıklarda yapılır.

Parti genel başkanları hâkim kararlarıyla değil, delegelerin iradesiyle belirlenir.

Bir siyasi partinin geleceğini delegelerin iradesi yerine mahkeme kararlarına teslim etmek, yalnızca bugünün değil yarının da önünü kapatır.

Bugün aynı yöntem CHP için kullanılabiliyorsa, yarın başka partiler için de kullanılabilir.

Bu nedenle mesele sadece Kemal Kılıçdaroğlu veya Özgür Özel meselesi değildir.

Mesele, siyasi partilerin kendi iç demokrasi mekanizmalarının korunup korunamayacağı meselesidir.

Kılıçdaroğlu'nun bu süreçte "Ben kabul etmiyorum, karar ne olursa olsun son sözü kurultay ve delegeler söyler" diyerek net bir duruş sergilemesi beklenirdi.

Böyle bir tavır hem siyasi mirasını güçlendirir hem de parti içindeki gerilimi azaltabilirdi.

Ancak ortaya çıkan görüntü tam tersidir.

Kılıçdaroğlu'nun sessizliği veya zaman zaman verdiği mesajlar, kamuoyunda mahkeme yoluyla yeniden göreve dönmeye sıcak baktığı şeklinde yorumlanmıştır.

Belki niyet bu değildir.

Ancak siyasette niyet kadar görüntü de önemlidir.

Ve bu görüntü CHP'ye zarar vermektedir.

Daha da vahimi, yıllarca iktidarı "yargıyı siyasete müdahale ettirmekle" eleştiren bir partinin bugün kendi iç tartışmalarını mahkeme koridorlarında çözmeye çalışıyor görünmesidir.

Bu durum CHP'nin siyasi söylemiyle pratikleri arasındaki uyumu tartışmalı hale getirmektedir.

Seçmen açısından bakıldığında tablo çok nettir.

Yerel seçimlerde CHP'ye oy veren milyonlar, belediye hizmetleri, ekonomik projeler ve iktidara alternatif olacak politikalar görmek isterken karşılarında bitmeyen bir iç savaş buluyor.

Her disiplin kararı, her ihraç tartışması ve her mahkeme süreci, CHP'nin enerjisinden biraz daha eksiltiyor.

Kazanan ise ne Kılıçdaroğlu oluyor ne Özgür Özel.

Kazanan yalnızca CHP'nin rakipleri oluyor.

Bugün CHP'nin ihtiyacı olan şey yeni disiplin dosyaları değil, yeni umutlar üretmektir.

Yeni ihraçlar değil, yeni seçmenler kazanmaktır.

Yeni mahkeme süreçleri değil, yeni siyasi hedefler belirlemektir.

Aksi halde CHP, Türkiye'nin birinci partisi olma avantajını kendi elleriyle tüketen bir siyasi hareket olarak tarihe geçebilir.

Ve o gün geldiğinde tartışılacak olan şey kimin genel başkan olduğu değil, CHP'nin neden iktidar olma fırsatını bir kez daha kaçırdığı olacaktır.