İKİNCİ YÜZYIL İKİNCİ UFUK TÜRİYE’NİN TÜRKİYESİ VAR

Daha önce sizlere bir sancaktan söz etmiştim...

Tarihin tozlu raflarında unutulmuş bir sancaktan değil; yüzyılları aşan bir iradeden, aynı kıbleye dönmüş yeminlerin bıraktığı izlerden bahsetmiştim.

Emevilerden Osmanlı'ya uzanan o çizgi... Kimi zaman görünür, kimi zaman sessizdi. Fakat hiçbir zaman tamamen kaybolmadı.

Sonra önümüze tabloyu koyduk.

Sonuç; Suriye...

Sonuç; Irak...

Sonuç; Yemen...

Sonuç; Libya...

Ve Afrika'nın sessiz kalan birçok köşesi...

Bazı yerlerde süreç tamamlandı, bazı yerlerde ise temizlik hâlâ devam ediyor.

Bugün ise dikkatlerinizi başka bir noktaya çevirmek istiyorum.

İç cephe...

Asıl mesele de zaten budur.

Hatırlayın...

TBMM'deki gizli oturum öncesinde neler anlattığımı bir kez daha hatırlayın.

O gün söylenenler birçok kişiye uzak geldi.

Birileri ihtimal dedi.

Birileri senaryo dedi.

Birileri sessiz kaldı.

Fakat geçen zaman, sözlerin sahibi değildir.

Geçen zaman, hakikatin şahididir.

Ve geçen zaman konuştu.

Bugün dönüp baktığınızda, o gün işaret ettiğim başlıkların birer birer gündeme geldiğini görüyorsunuz.

Şimdi ise yeni bir eşiğin önündeyiz.

Son hazırlıklar...

Son planlamalar...

Son hesaplaşmalar...

Her şey kamuoyunun önünde yaşanmaz.

Bazı gelişmeler manşetlere düşmeden önce şekillenir.

Bazı kararlar duyulmadan önce alınır.

Bazı yollar görünmeden önce yürünür.

İnsanlar olayı gördüğünde konuşmaya başlar.

Ekranlar açılır.

Uzmanlar çoğalır.

Yorumlar yapılır.

Fakat ben size başka bir şeyi hatırlatıyorum.

Herkes olay olduktan sonra konuşur.

Biz ise işaretleri olay olmadan anlatmaya çalışıyoruz.

Çünkü hakikat bazen gürültünün içinde değil...

Sessizliğin içinde yürür.
Hakikatin izini süren kardeşlerim.

Kimi insanlar yaşananlara bakar. Kimi insanlar ise yaşananların neden yaşandığını anlamaya çalışır.

Bu makale serisini okumaya başlamadan önce sizden tek bir şey istiyorum; gündelik tartışmaları, televizyon ekranlarını ve size gösterilen resmi bir kenara bırakın.

Çünkü okuyacağınız satırlar; görünenin değil, görünmeyenin izlerini sürüyor.

Bazı olaylar vardır, yaşanır ve unutulur...

Bazı olaylar vardır, yaşanır ama arkasında yüzyılların hesabını taşır.
İşte bu makale de tam olarak bunun içindir.

Bir haberden fazlasını...
Bir manşetten derinini...
Bir olayın perde arkasındaki yürüyüşü anlamak isteyenler için...

Kalbinizle okuyun.
Çünkü bazen tarih, bağırarak değil...
Fısıldayarak gelir.


Bu okuyacağınız şey, yaşanmış olayların anlatımı değildir.

Bu bir planlamadır.

Bu planlamayı anlatmak tamamiyle benim sorumluluğumdadır

Devletler bazen savaşarak, bazen konuşarak, bazen de kimsenin fark etmediği uzun hamlelerle hareket eder. Tarih boyunca birçok siyasi dönüşüm, yaşandığı gün anlaşılmamış; yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında parçalar yerine oturmuştur.

Bu yazıda böyle bir planlamanın peşinden gidiyor.

Burada anlatılanlar; kişiler, kurumlar ve olaylar üzerinden kurgulanmış bir düşünce değildir.

Anlatmamdaki amaç; okuyucuya mutlak bir doğru sunmak değil, farklı bir pencereden bakabilme cesareti kazandırmaktır.

Belki her şey göründüğü gibidir.

Belki de değildir.

Kararı siz vereceksiniz.

Şimdi sabredin ve planlamaların dünyasına adım atmayı bekleyin.

“Allah Türkü Korusun.”