Mutlak Bultan ile Yönetimine el konulan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'in kuracağı Yeni Parti(1)nin Kuruluş Günü çok dikkat çeken bir gün... C uma günü ve Özeli'in Cuma Namaszı sonrası kuruluşu gerçekleştirmesi... Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kuruluş noktasında Lozan Barış Anlaşması'nın atıldığı tarih...
Türkiye siyaseti yine alışılmışın dışında bir dönemece giriyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in öncülüğünde kurulması beklenen yeni siyasi yapı, daha kurulmadan tartışmaların merkezine oturdu. Fakat bu kez tartışılan sadece yeni bir partinin kurulup kurulmayacağı değil.
Asıl tartışma şu: Bu yeni parti, Türk siyasetinde gerçekten yeni bir sayfa mı açacak, yoksa CHP'nin yıllardır taşıdığı siyasi kimliği yeniden paketleyerek seçmenin karşısına mı çıkacak?
Dahası... Eğer yeni partinin kuruluşu 24 Temmuz gibi sembolik anlamı son derece güçlü bir tarihe denk getirilirse ve aynı gün Cuma Namazı üzerinden topluma bir mesaj verilirse, bunun siyasi anlamı ne olacak?
Bu sadece bir takvim tercihi mi? Yoksa Türkiye'de yıllardır var olan siyasi algıları değiştirmeye yönelik bilinçli bir strateji mi?
Bence asıl tartışılması gereken konu tam olarak budur.
Çünkü Türk siyasetinde artık sadece partiler kurulmaz.
Mesajlar da kurulur. Ve bazen bir partinin kuruluş tarihi, parti programından daha fazla şey anlatır.
24 Temmuz: Tesadüf mü, siyasi mesaj mı?
24 Temmuz... Lozan Barış Antlaşması'nın imzalandığı tarih. Cumhuriyet tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri. Türkiye'nin bağımsızlığının uluslararası alanda tescil edildiği, yeni devletin dünya sisteminde yerini aldığı tarihi bir gün.
Şimdi düşünelim...
Böylesine sembolik bir tarihte yeni bir siyasi hareket doğarsa, bunun topluma vereceği mesaj ne olur?
"Biz Cumhuriyet'in değerleriyle kavgalı değiliz."
"Biz Türkiye'nin bağımsızlığına sahip çıkıyoruz."
"Biz Lozan'ı tartışma konusu değil, Türkiye'nin tarihsel kazanımı olarak görüyoruz."
Bunların tamamı mümkün.
Ancak bunun bir başka siyasi okuması daha var.
Yeni parti, geçmişte CHP'ye yöneltilen "elitist", "toplumdan kopuk", "Anadolu'nun muhafazakâr değerlerini anlamayan" eleştirilerden sıyrılmak istiyor olabilir.
İşte tam burada Cuma Namazı meselesi devreye giriyor.
Çünkü siyaset bazen bir konuşmayla değil, bir görüntüyle mesaj verir.
Ve Türkiye'de bir siyasetçinin Cuma Namazı'na gitmesi, özellikle de yeni bir siyasi hareketin kuruluş süreciyle yan yana geldiğinde, toplumun farklı kesimlerinde farklı anlamlar oluşturabilir.
Muhafazakâr seçmen bunu şöyle okuyabilir:
"Demek ki bunlar bizim değerlerimize artık daha yakın."
CHP'nin geleneksel tabanı ise şöyle düşünebilir:
"Acaba CHP'nin klasik çizgisinden uzaklaşılıyor mu?"
İşte Özgür Özel'in asıl sınavı burada başlayacak.
"Dinsiz CHP" algısı tarihe mi karışıyor?
Şimdi kimse yanlış anlamasın.
CHP'nin "dinsiz parti" olduğu iddiası, tarihsel gerçeklik açısından tartışmalı ve siyasi bir genellemedir.
Fakat siyaset sadece gerçeklerle yapılmaz.
Algılarla yapılır.
Ve Türkiye'de yıllarca CHP'nin muhafazakâr ve dindar seçmenle arasında ciddi bir mesafe olduğu algısı yaşandı.
Başörtüsü tartışmaları...
Laiklik üzerinden yürütülen siyasi mücadeleler...
İmam hatipler...
Dini semboller...
Ve zaman zaman CHP içerisinden gelen sert açıklamalar...
Bütün bunlar, özellikle Anadolu'daki muhafazakâr seçmenin CHP'ye mesafeli durmasına neden oldu.
Bugün ise tablo değişiyor.
CHP'nin yeni yönetimi daha farklı bir dil kullanıyor.
Dini hassasiyetleri olan seçmenle iletişim kurmaya çalışıyor.
Muhafazakâr kesimle kavga etmek yerine onlarla ortak zemin arıyor.
Ve şimdi...
Yeni bir parti...
Cuma Namazı...
Lozan'ın yıldönümü...
Cumhuriyet vurgusu...
Milli birlik söylemi..
Bütün bunlar yan yana geldiğinde ortaya çok net bir siyasi strateji çıkıyor:
"Biz artık sadece CHP'nin geleneksel seçmenine değil, Türkiye'nin tamamına talibiz."
Eğer mesaj buysa, siyasi açıdan son derece önemli bir değişimden söz ediyoruz.
Ama burada kritik bir soru var: Samimiyet mi, seçim stratejisi mi?
Türk seçmeni siyasetteki değişimi çok iyi okur.
Bir siyasetçi gerçekten değiştiyse, bunu sadece cami önünde değil, hayatın her alanında gösterir.
Sadece Cuma Namazı'na gitmek yetmez.
Dindar seçmenin inancına saygı göstermek gerekir.
Ama aynı zamanda laik seçmenin yaşam biçimine de saygı göstermek gerekir.
Milliyetçinin hassasiyetini anlamak gerekir.
Kürt vatandaşın demokratik taleplerini dinlemek gerekir.
Gençlerin özgürlük isteğini görmek gerekir.
Kadının toplumsal hayattaki yerini güçlendirmek gerekir.
Ve bütün bunları yaparken Türkiye'nin milli bütünlüğünü korumak gerekir.
İşte gerçek siyasi dönüşüm budur.
Yoksa bir gün camide, ertesi gün mitingde farklı konuşmak...
Bir gün Lozan'ı savunmak, ertesi gün başka bir seçmene farklı mesaj vermek...
Bunlar siyasette kısa vadeli alkış getirebilir.
Ama uzun vadede güven oluşturmaz.
Çünkü Türk halkı artık şunu soruyor:
"Siz gerçekten değiştiniz mi, yoksa sadece oy almak için mi değişiyorsunuz?"
İşte Özgür Özel'in yeni partisinin kaderini belirleyecek soru budur.
Yeni parti kurulabilir. Peki yeni siyaset kurulabilir mi?
Türkiye'de parti kurmak kolaydır.
Asıl zor olan halkın gönlünde yer edinmektir.
Bugün Türkiye'de onlarca siyasi parti var.
Ancak seçim zamanı geldiğinde seçmenin önüne çıkan tablo değişmiyor.
Çünkü seçmen artık parti sayısına değil, güvenebileceği siyasi alternatife bakıyor.
Özgür Özel'in önünde de tam olarak böyle bir tablo var.
Yeni parti kurulabilir.
Ancak yeni siyasi kimlik oluşturmak çok daha zor.
Eğer bu hareket sadece CHP'den kopan milletvekillerinin oluşturduğu yeni bir siyasi adres olarak kalırsa, etkisi sınırlı olur.
Ama toplumun merkezine ulaşırsa...
Muhafazakâr seçmenle konuşabilirse...
Milliyetçi seçmenle ortak zemin kurabilirse...
Laik seçmeni kaybetmeden yeni seçmen kazanabilirse...
Gençleri siyasete dahil edebilirse...
İşte o zaman Türkiye'nin siyasi dengeleri gerçekten değişebilir.
Özgür Özel'in önündeki en büyük tehlike
Yeni siyasi hareketin önündeki en büyük tehlike, "bölünmüş muhalefet" algısıdır.
Türkiye'de muhalefet uzun zamandır kendi içinde ciddi tartışmalar yaşıyor.
CHP'nin içindeki mücadeleler...
Kurultay tartışmaları...
Yargı süreçleri...
İmamoğlu faktörü...
Kılıçdaroğlu ile başlayan eski-yeni CHP tartışması...
Ve şimdi yeni parti iddiası...
Bütün bunlar seçmenin kafasında şu soruyu oluşturabilir:
"Muhalefet ülkeyi yönetmeye mi hazırlanıyor, yoksa kendi içinde koltuk kavgası mı yapıyor?"
Bu soruya verilecek cevap çok önemli.
Çünkü Türkiye'nin ekonomik sorunları ağır.
Enflasyon yüksek.
Gençlerin gelecek kaygısı büyüyor.
Adalet tartışmaları sürüyor.
Toplumda ciddi bir kutuplaşma var.
Böylesine kritik bir dönemde seçmen siyasi partilerden kavga değil, çözüm bekliyor.
Yeni parti bu nedenle ilk günden itibaren kendisini sadece "CHP'ye alternatif" olarak değil,
"Türkiye'ye alternatif yönetim modeli" olarak anlatmak zorunda.
Cuma Namazı ve Lozan aynı karede: Türkiye'ye hangi mesaj veriliyor?
Şimdi bütün taşları yerine koyalım.
Cuma Namazı...
24 Temmuz...
Lozan...
Cumhuriyet...
Atatürk...
Milli birlik...
Yeni parti...
Bütün bu semboller aynı siyasi hikâyenin içinde buluşursa, ortaya çok güçlü bir mesaj çıkar:
"Biz hem Cumhuriyet'in değerlerine hem de toplumun inançlarına saygılıyız."
Bu, Türkiye'de yıllardır çözülemeyen bir siyasi paradoksun çözümü olabilir.
Çünkü Türkiye'nin artık "laik mi, muhafazakâr mı?" kavgasından çıkması gerekiyor.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey;
Laik ama inançlara saygılı...
Milliyetçi ama demokratik...
Cumhuriyetçi ama toplumun bütün kesimleriyle barışık...
Devletçi ama özgürlükçü...
Güçlü devlet isteyen ama hukukun üstünlüğünü savunan... yeni bir siyasi anlayış.
Belki de Özgür Özel'in yeni partisinin gerçek iddiası tam olarak bu olmalıdır.
Ancak bir şeyi unutmamak gerekiyor
Türkiye'de halk artık sembollere bakıp karar vermiyor.
Sembolleri görüyor.
Ama sonra sandığa gidip icraata bakıyor.
Cuma Namazı'na gidildi mi?
Evet.
Peki ekonomi ne olacak?
Lozan savunuldu mu?
Evet.
Peki dış politika nasıl olacak?
Atatürk vurgusu yapıldı mı?
Evet.
Peki genç işsizliği nasıl çözülecek?
Bayrak taşındı mı?
Evet.
Peki terörle mücadele nasıl yapılacak?
İşte siyaset tam burada başlıyor.
Çünkü sloganların bittiği yerde program başlar.
Ve seçmenin asıl sınavı da burada başlar.
Sonuç: Yeni parti mi, yeni dönem mi?
Özgür Özel'in önünde tarihi bir fırsat var.
İsterse yeni partiyi sadece CHP'den ayrılanların siyasi adresi yapabilir.
İsterse Türkiye'nin merkezine oynayan yeni bir siyasi hareket inşa edebilir.
Birinci seçenek, yeni bir parti daha yaratır.
İkinci seçenek ise Türk siyasetinin dengelerini değiştirebilir.
24 Temmuz gibi sembolik bir tarihte, Cuma Namazı'nın ardından verilecek bir görüntü, eğer gerçekten gerçekleşirse, Türkiye'nin siyasi hafızasında uzun süre tartışılabilir.
Fakat tarih tek başına yetmez.
Cuma Namazı tek başına yetmez.
Lozan tek başına yetmez.
Atatürk tek başına yetmez.
Bayrak tek başına yetmez.
Bütün bunların arkasında gerçek bir siyasi irade, güçlü bir program ve samimi bir toplumsal dönüşüm vizyonu varsa anlamlıdır.
Aksi halde bütün bunlar sadece siyasi dekor olarak kalır.
Özgür Özel'in önündeki soru aslında çok basit:
Yeni bir parti mi kuracak? Yoksa...
Türkiye'de yıllardır birbirine karşı konumlandırılan laik, muhafazakâr, milliyetçi, demokrat ve farklı toplumsal kesimleri aynı siyasi zeminde buluşturacak yeni bir anlayış mı inşa edecek?
Türkiye'nin geleceğini belirleyecek olan, işte bu sorunun cevabıdır.
Çünkü artık Türk halkı sadece yeni bir parti istemiyor.
Yeni bir siyaset istiyor.
Ve siyasetçinin önündeki en büyük sınav da şudur:
Partiyi kurmak değil...
Halkın güvenini kazanmak.
Sandığa kadar değil, sandıktan sonra da o güveni koruyabilmek.